Kategori: Uncategorized

  • Travma ve İyileşme | Didem Ergin

    Travma ve İyileşme | Didem Ergin


    “Yine aynı yere döndüm.”

    Travma ve iyileşme sürecinde, kişisel bir dönüşüm yolculuğunda ya da yalnızca kendinizle daha barışık olmaya çalışırken bu cümleyi içinizden kaç kez geçirdiniz? Haftalarca üzerinde çalıştığınız bir duygu, tam da geride kaldığını düşündüğünüz bir anda yeniden karşınıza çıkar. Aynı kaygı, aynı öfke, aynı eski yara… Ve çoğu zaman bunu bir yenilgi gibi okursunuz: “Demek hiçbir şey değişmemiş.”

    Oysa çoğu zaman bir şeyler değişmiştir. Yanlış olan, iyileşmenin nasıl işlediğine dair beklentimizdir.

    İyileşme neden doğrusal değildir?

    Çoğumuz iyileşmeyi bir merdiven gibi hayal ederiz: her gün bir basamak yukarı, giderek daha iyiye, geri dönüşü olmayan bir ilerleme. Bu hayali haritaya göre kötü bir gün yaşamak ya da eski bir tepkiye geri dönmek, yalnızca tek bir anlama gelebilir: “Başarısız oldun.”

    Ne var ki insan zihni ve sinir sistemi böyle çalışmaz. Beyin, özellikle değişim ve dönüşüm süreçlerinde doğrusal ilerlemez; ileri ve geri hareket eden, salınan bir sistemdir. İyi günlerle zor günler iç içe geçer. Bir hafta kendinizi son derece dengeli hissedersiniz, ertesi hafta küçücük bir tetikleyici sizi yıllar öncesine götürür. Bu dalgalanma bir arıza değil, iyileşmenin doğal ritmidir.

    Aslında psikolojik anlamda iyileşmek, çoğu zaman sanıldığı gibi “eski hâline dönmek” de değildir. İyileşme, kaybedileni geri kazanmak değil, yaşananı yeni bir yaşam düzenine yerleştirebilmektir. Bu yüzden bize merdivenden daha isabetli bir metafor gerekir:

    İyileşme düz bir çizgi değil, bir spiraldir.

    Neden hep başa dönmüş gibi hissederiz?

    Bir spirali kuş bakışı, yukarıdan düşünün. Döne döne ilerler ve her turunda başlangıç noktasının tam üzerinden bir kez daha geçer. Haritaya yukarıdan bakınca sanki hep aynı yerdesinizdir. Oysa aynı spirali yandan gördüğünüzde asıl gerçek ortaya çıkar: her turda biraz daha yükselmişsinizdir.

    İyileşme de böyledir. Aynı duyguyla, aynı tetiklenmeyle ya da aynı ilişki kalıbıyla yeniden karşılaşmanız, hiç yol almadığınız anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca spiralin başka bir katındasınızdır. Manzara tanıdıktır, ama siz artık oraya farklı bir yükseklikten bakıyorsunuzdur.

    Aynı yere döndüğünüzü fark edebilmeniz, başlı başına bir ilerlemedir.

    Bir zamanlar hiç fark etmeden içine düştüğünüz bir duruma bugün “işte yine buradayım” diyebiliyor olmanız, o yeri tanıyacak kadar farkındalık kazandığınızı gösterir. Görmediğiniz bir kalıbı değiştiremezsiniz; görmeye başladığınız an, değişim çoktan başlamış demektir.

    Travma ve İyileşme: Kaldırımdaki çukur

    Bu deneyimi belki de en güzel anlatan metinlerden biri, Portia Nelson’ın “Beş Kısa Bölümde Otobiyografi” adlı şiiridir. Didem Ergin de iyileşmenin bu spiral doğasını anlatırken sıkça bu şiire başvurur; çünkü şiir, beş kısa bölüm boyunca aynı sahnenin nasıl dönüştüğünü çarpıcı bir sadelikle gösterir.

    1. Kişi yürüdüğü yolda derin bir çukura düşer; kaybolmuş, çaresiz hisseder ve suçu yola atar.
    2. Aynı yoldan yine geçer, çukuru görmezden gelmeye çalışır ama yine düşer.
    3. Çukurun orada olduğunu bilerek yürür ve yine düşer; ancak bu kez farkındadır, sorumluluğu üstlenir ve daha hızlı çıkar.
    4. Çukuru görüp etrafından dolaşmayı öğrenir.
    5. Ve en sonunda basit ama dönüştürücü bir seçim yapar: başka bir sokaktan yürümeye başlar.

    Fark ederseniz, kişi her bölümde “aynı yol”dadır. Manzara değişmez; değişen, kişinin o manzarayla kurduğu ilişkidir. Önce farkındalık gelir, sonra sorumluluk, sonra yeni bir davranış ve nihayet yeni bir yol. İşte iyileşmenin spiral doğası da tam olarak budur: aynı çukurla defalarca karşılaşırsınız, ama her seferinde ona biraz daha uyanık ve biraz daha şefkatli bir yerden bakarsınız.

    Aynı duygular ve tetiklenmeler geri geldiğinde

    Peki o eski duygular neden bir türlü tümüyle gitmez? Çünkü tetiklenme bir zayıflık değil, sinir sisteminizin öğrenilmiş bir koruma biçimidir. Bir zamanlar sizi güvende tutmak için kurulan bu tepkiler, benzer bir işaret algıladıklarında otomatik olarak yeniden devreye girer. Yorgunluk, stres, yalnızlık ya da reddedilme hissi gibi durumlar bu eski devreleri en kolay uyandıran tetikleyicilerdir. Sinir sisteminin bu şekilde dengesini yitirmesine disregülasyon denir ve sandığınızdan çok daha yaygın bir deneyimdir.

    Bu yüzden iyileşme, “bir daha asla tetiklenmemek” değildir. İyileşme, tetiklendiğinizde ne olduğunun değişmesidir. Eskiden bir tetiklenme sizi günlerce içine çekerken, bugün belki birkaç saatte kendinizi toparlayabiliyorsunuzdur. Zamanla geliştirdiğiniz bu toparlanma becerisi, aslında bir sinir sistemi regülasyonu pratiğidir. Eskiden o anın içinde tümüyle kaybolurken, bugün “şu an tetiklendim, bu duygu geçmişten geliyor” diyebilecek küçük bir mesafe bulabiliyorsunuzdur. İşte o küçük mesafe, spiralde kat ettiğiniz yolun ta kendisidir.

    Spiralin başka bir katında olduğunuzu nasıl anlarsınız?

    Değişim çoğu zaman sessizdir ve fark edilmesi güçtür, çünkü kendimize karşı çoğu zaman en sert eleştirmen yine biziz. Yine de birkaç işaret, ilerlediğinizi gösterir.

    Aynı olay karşısında toparlanma süreniz kısalmıştır. Bir duyguyu yaşarken artık onun içinde tümüyle kaybolmak yerine onu fark edip adını koyabiliyorsunuzdur. İç sesiniz biraz daha yumuşamıştır; “yine mi yaptım bunu” yerine “şu an zor bir an yaşıyorum” diyebiliyorsunuzdur. Ve belki en önemlisi, geri döndüğünüzü hissettiğiniz anlarda kendinize eskisi kadar acımasız davranmıyorsunuzdur.

    Bunların hiçbiri gösterişli değildir. Ama iyileşme zaten gösterişli bir şey değildir. Çoğu zaman yalnızca biraz daha fazla farkındalık, biraz daha fazla kapasite ve kendinize biraz daha fazla şefkatten ibarettir. Bu fark etme kapasitesini güçlendirmenin en etkili yollarından biri de düzenli bilinçli farkındalık (mindfulness) pratiğidir.

    İyileşme ne kadar sürer?

    Bu sorunun net bir takvimi yoktur ve olmaması da doğaldır. Herkes kendi hızında, kendi zamanında iyileşir. Spiral metaforunun en özgürleştirici yanı da budur: varılacak sabit bir “bitiş çizgisi” yoktur. İyileşme, bir gün ulaşıp tamamlayacağınız bir hedef değil, kendinizle kurduğunuz ilişkinin giderek daha şefkatli hâle geldiği süregiden bir süreçtir. Bu yüzden “geciktim” diye bir şey yoktur; her tur, her durak, yolculuğa dâhildir.

    Geri düşüş bir başarısızlık değil, sürecin bir parçasıdır

    Kendine karşı aşırı eleştirel olmak, iyileşme yolculuğunu en çok yavaşlatan şeylerden biridir. İç eleştirmen, atılan her adımı yetersiz bulur ve her geri düşüşü bir kanıt gibi kullanır: “Gördün mü, değişmiyorsun.” Bu ses ne kadar yükselirse, iyileşmek o kadar zorlaşır. Oysa her zaman güçlü görünmek zorunda değilsiniz; kırılganlığınızı fark etmek ve kabul etmek de iyileşmenin bir parçasıdır.

    Geri düşüşler rastgele yaşanmaz ve bir yenilginin işareti de değildir. Çoğu zaman tam da yeni bir katmana geçmeden hemen önce ortaya çıkarlar. Öz-şefkat tam burada devreye girer: kendinize, sevdiğiniz birine göstereceğiniz anlayışı gösterebilmek. Zor bir gün yaşadığınızda kendinizi yargılamak yerine “bu da sürecin bir parçası” diyebilmek, spiralde bir sonraki tura çıkmanın en yumuşak yoludur.

    İyileşmek, zorluklar karşısında hiç sarsılmamak değildir. Sarsıldığınızda kendinizi yeniden toparlayabileceğinizi bilmek ve o anda kendinizi yalnız bırakmamaktır.

    Kendi sarmalınızda yalnız değilsiniz

    Eğer bu satırlarda kendinizi bulduysanız; geçmişle bugünü ayırmakta zorlandığınızı ya da aynı yerlere dönüp durduğunuzu hissediyorsanız, bilin ki bu, iyileşmediğiniz anlamına gelmez. Yalnızca spiralin bir sonraki katına hazırlanıyor olabilirsiniz.

    Didem Ergin · Dönüşen Zihin

    Güvende Hissetme Sanatı ve fazlası
    Dönüşen Zihin Yıllık Aboneliği

    Sinir sisteminizin güven kapasitesini genişletmek istiyorsanız, Polivagal Teori temelli ve travma duyarlı “Güvende Hissetme Sanatı” eğitimi tam da bunun için tasarlandı. Bu eğitime; ayrıca öz-şefkat, mindfulness, sinir sistemi ve ilişkiler üzerine 100 saati aşkın içeriğe, aylık canlı buluşmalara ve rehberli meditasyonlara yıllık abonelikle kendi ritminizde erişebilirsiniz.

    Yıllık Aboneliği İncele →

    Çünkü iyileşme, tek başına çıkılması gereken bir yol değildir.


    Bu yazı psikoterapi ya da tıbbi tavsiye niteliği taşımamaktadır. Zorlayıcı ruhsal belirtiler için bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önerilir.

  • Polivagal Teori Nedir? Sinir Sisteminizin Güvenlik Haritası | Didem Ergin

    Polivagal Teori Nedir? Sinir Sisteminizin Güvenlik Haritası | Didem Ergin



    Bir toplantıda söz almak istiyorsunuz. Biliyorsunuz ne söyleyeceğinizi, hazırsınız. Ama tam o anda sesiniz titriyor, zihniniz boşalıyor, kalbiniz hızlanıyor. Sonra kendinize soruyorsunuz: “Neden böyle oldu?”

    Ya da tam tersi. Çok önemli bir şey oluyor, harekete geçmeniz gerekiyor. Ama yapamıyorsunuz. Donup kalıyorsunuz hissiz, uzaktan izler gibi.

    Bunlar karakter zayıflığı değil. İrade eksikliği de değil. Sinir sisteminizin öğrenilmiş tepkileri.

    Polivagal teori, tam olarak bunun neden olduğunu açıklıyor.

    Polivagal teori nedir?

    Polivagal teori, 1990’larda nörobilimci Dr. Stephen Porges tarafından geliştirilen bir sinir sistemi modelidir. “Poli” çok demek, “vagal” ise vagus siniriyle ilgili. Yani çok dallı vagus siniri teorisi.

    Porges’in keşfettiği şey şu: otonom sinir sistemi sandığımızdan çok daha karmaşık çalışıyor. Ve bu sistem, her an tek bir soruya cevap arıyor:

    “Güvende miyim?”

    Bu soruya verilen yanıt, nasıl hissettiğimizi, nasıl davrandığımızı, başkalarıyla nasıl bağlantı kurduğumuzu belirliyor. Düşüncelerimizden çok önce. Farkında olmadan.

    Sinir sisteminin üç hali

    Polivagal teoriye göre sinir sistemimiz üç farklı durumda çalışıyor. Bunları bir trafik ışığı gibi düşünebilirsiniz.

    Yeşil : Güvenli Bağlantı

    Sinir sistemi güvende hissedince sosyal bağlantı sistemi devreye giriyor. Sesimiz yumuşuyor, yüz kaslarımız açılıyor, dinleyebiliyoruz, gülebiliyoruz, yaratıcı düşünebiliyoruz. Öğrenme bu halde gerçekleşiyor. Gerçek bağlantı bu halde kuruluyor.

    Sarı : Savaş ya da Kaç

    Tehdit algılandığında sempatik sinir sistemi devreye giriyor. Kalp hızlanıyor, kaslar geriliyor, adrenalin yükseliyor. Modern hayatta bu tehdit çoğunlukla aslan değil zor bir e-posta, eleştiri, beklenmedik bir değişiklik. Ama beden aynı tepkiyi veriyor. Öfke, kaygı, huzursuzluk çoğunlukla burada başlıyor.

    Kırmızı : Donma ve Kapanma

    Tehdit çok büyük ya da çok uzun süreli olduğunda üçüncü bir sistem devreye giriyor. Eski evrimsel bir tepki. Beden kapanıyor: uyuşma, kopukluk, yorgunluk, motivasyon yitimi. Depresyonun, tükenmişliğin, travma sonrası kopukluğun sinir sistemi tarafından okunduğu yer burası.

    Nörosepsiyon: Farkında olmadan değerlendirme

    Polivagal teorinin en çarpıcı kavramlarından biri nörosepsiyon.

    Sinir sistemi, bilinçli zihnimizden çok önce çevreyi tarayıp değerlendiriyor. Sesin tonu, yüz ifadesi, mekânın ışığı, dokunuş bunların hepsi sinir sistemi tarafından “güvenli mi, tehlikeli mi?” diye süzülüyor. Siz farkına bile varmadan.

    Bu yüzden bazen mantıklı olmak işe yaramıyor.

    “Aslında tehlike yok” diyorsunuz ama beden inanmıyor. Çünkü değerlendirmeyi bilinçli zihin değil, sinir sistemi yapıyor. Geçmişte yaşanan deneyimler bu tarama sistemini şekillendiriyor. Güvensiz ortamlarda büyüyen bir sinir sistemi, nötr bir durumu bile tehdit olarak okuyabilir. Bu bir seçim değil bir öğrenme.

    Polivagal teori ve disregülasyon

    Sinir sistemi çok uzun süre sarı ya da kırmızı halde kalırsa disregülasyon başlıyor. Aşırı tetiklenme ya da tam kapanma ikisi de sinir sisteminin dengesini bozuyor.

    Regülasyon ise sinir sisteminin yeşil hale dönebilme kapasitesi. Zorlu bir durum yaşandığında toparlayabilme yeteneği. Tetiklendik, ama geri dönebildik. Bu kapasite doğuştan sabit değil geliştirilebilir.

    Disregülasyonun ne olduğunu ve nasıl hissettirdiğini daha ayrıntılı anlamak için;
    Disregülasyon Nedir?
    yazımıza göz atabilirsiniz.

    Polivagal teori neden bu kadar önemli?

    Çünkü suçu ortadan kaldırıyor.

    “Neden bu kadar kaygılıyım?”, “Neden bu kadar tepkiliyim?”, “Neden hiçbir şey hissetmiyorum?” sorularına farklı bir cevap veriyor:

    Bu senin suçun değil. Sinir sistemin öğrendiklerini yapıyor. Ve öğrenilmiş olan, yeniden öğrenilebilir.

    Polivagal teori bu yüzden travma terapisinde, mindfulness pratiğinde, öz şefkat çalışmalarında temel referans noktası haline geldi. Bedenin dahil olduğu her iyileşme çalışmasının zemininde bu teori var.

    Didem Ergin · Dönüşen Zihin

    Güvende Hissetme Sanatı
    Klinik Temelli Sinir Sistemi Eğitimi

    Polivagal teori, sensorimotor yaklaşım ve klinik psikoterapi pratiğinden beslenen 8 haftalık bu program; sinir sisteminizi tanımanızı, disregülasyon örüntülerinizi fark etmenizi ve yeniden regülasyon için somut araçlar geliştirmenizi destekliyor.

    Programa Göz At →

    Polivagal teori kitapları

    Bu alana daha derinlemesine girmek isteyenler için birkaç kaynak:

    • Stephen Porges – Polivagal Teori Orijinal kaynak, teknik ve değerli
    • Deb Dana – Ritim ve Düzenleme Polivagal teorinin günlük hayata uygulanması, çok daha erişilebilir
    • Peter Levine – Kaplan Uyandığında Travma ve sinir sistemi üzerine, polivagal teorinin pratik yansımaları

    Türkçe’de bu alanda yayınlanan kitapların sayısı henüz az ama alan hızla büyüyor.


    Bu yazı psikoterapi ya da tıbbi tavsiye niteliği taşımamaktadır. Sinir sistemi semptomları için önce bir sağlık profesyoneline başvurmanız önerilir.

  • Disregülasyon Nedir? Sinir Sisteminiz Neden Dengesini Kaybeder?

    Disregülasyon Nedir? Sinir Sisteminiz Neden Dengesini Kaybeder?


    Küçük bir şey oluyor. Gerçekten küçük. Birileri sizi yanlış anlıyor, bir e-posta beklediğiniz gibi gelmiyor, trafik beklenenden uzun sürüyor. Ve siz kendinizi saatler sonra hâlâ o anın içinde buluyorsunuz. Öfke, kaygı ya da tuhaf bir uyuşukluk. Geçmiyor.

    “Bu kadar küçük bir olay beni neden bu kadar sarsıyor, neden aklımdan çıkmıyor?” diye soruyorsunuz kendinize.

    Cevap büyük ihtimalle sinir sisteminizde.

    Disregülasyon nedir?

    Disregülasyon, sinir sisteminin bir uyarana verdiği tepkinin orantısız hale gelmesidir. Yani tehdit küçük ama tepki büyük. Ya da tam tersi her şey yolunda görünüyor ama siz tamamen kapanmış, hissizsiniz.

    Sinir sistemimiz sürekli bir değerlendirme yapıyor: “Güvende miyim?” Bu soruya verilen yanıt her an değişiyor, çoğunlukla farkında bile olmadan. Güvende hissettiğimizde sinir sistemimiz düzenli çalışıyor buna regülasyon deniyor. Tehdit algıladığında ya da birikmiş stres fazla geldiğinde ise sistem dengesini kaybediyor. İşte bu duruma disregülasyon deniyor.

    Disregülasyon nasıl hissedilir?

    Disregülasyon her insanda farklı şekilde görünür. İki ana biçimi vardır:

    ⬆ Aşırı Aktivasyon

    • Kalp hızlanır
    • Düşünceler durmaz
    • Uyku gelmez
    • Küçük şeyler tahammül edilemez hale gelir
    • Sürekli tetikte, sürekli bekleyişte

    ⬇ Yetersiz Aktivasyon

    • Hiçbir şey hissetmez
    • Hiçbir şey yapmak istemez
    • Geçmeyen bir yorgunluk
    • Motivasyon imkânsız
    • Kendinden kopuk, boş bir his

    İkisi de disregülasyon. Biri çok fazla gaz, diğeri çok fazla fren.

    Emosyonel disregülasyon: Duygular neden kontrolden çıkar?

    Sinir sistemi disregülasyonunun en çok fark edilen yüzü duygularda kendini gösterir.

    Emosyonel disregülasyon, duygunun tetiklenmesi ile duyguya verilen tepki arasındaki dengenin bozulmasıdır. Normalde bir duygu gelir, bir süre kalır, geçer. Disregüle bir sinir sisteminde ise duygu ya çok hızlı patlar, kontrol edilemez hissedilir ya da tam tersine hiç hissedilmez, içeride bir yerde sıkışıp kalır.

    Bu kişinin karakteriyle ilgili ya da iradesiyle kontrol edebileceği bir durum değildir. Sinir sisteminin öğrenilmiş tepki kalıplarıdır.

    Disregülasyonun nedeni nedir?

    Sinir sistemimiz geçmişi unutmaz. Yaşanan stresler, erken dönem deneyimler, uzun süreli baskı hepsi sinir sistemine yazılır. Beden bunları sessizce taşır.

    Bu yüzden bazen mantıklı olmak yetmez. “Aslında tehlike yok, sakinleşmem lazım” dersiniz ancak sinir sisteminiz sizi dinlemez. Çünkü o, düşüncelerinizden çok daha hızlı çalışır. Tehdit algısı oluştuğunda beyin zaten tepkiyi başlatmış olur.

    🧠 Polivagal Teoriye Göre

    Sinir sistemi üç temel durumda çalışır: güvenli bağlantı, savaş-kaç ve donma. Disregülasyon çoğunlukla ikinci ve üçüncü durumlar arasında sıkışıp kalmak anlamına gelir.

    Disregülasyonun bedendeki izleri

    Otonomik sinir sistemi kalp atışını, solunumu, sindirimi, uyku düzenini yönetir. Bunların hiçbiri bilinçli kontrolümüzde değildir.

    Sürekli yorgunluk, sindirim sorunları, uyku bozuklukları, baş ağrıları bu belirtiler farklı nedenlere işaret edebilir. Tıbbi bir değerlendirme her zaman önceliklidir. Ancak tüm testler normal çıktığında, doktor “stres kaynaklı” dediğinde o noktada sinir sistemine bakmak anlamlı hale gelir. Uzun süreli stres ve disregülasyon, bedende bu izleri bırakabilir.

    Disregülasyon değişebilir mi?

    Sinir sistemi sabit değildir. Nöroplastisite, yani beynin değişme kapasitesi sayesinde sinir sistemi yeni tepki kalıpları öğrenebilir. Ancak bunun için bilişsel farkındalık tek başına yeterli değil. Beden de bu sürece dahil olmalıdır.

    Nefes, hareket, ses, güvenli ilişki deneyimleri, düzenli pratikler bunların hepsi sinir sistemine “güvende” mesajı verir. Tekrarlayan bu mesajlar zamanla sinir sisteminin tepki eşiğini değiştirir. Bu uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir; ancak mümkündür.

    Didem Ergin · Dönüşen Zihin

    Güvende Hissetme Sanatı
    Klinik Temelli Sinir Sistemi Eğitimi

    Polivagal teori, sensorimotor yaklaşım ve klinik psikoterapi pratiğinden beslenen 8 haftalık bu program; disregülasyon örüntülerinizi fark etmenizi ve yeniden regülasyon için somut araçlar geliştirmenizi destekliyor.

    Programa Göz At →

    Kendi kendinize uygulayabileceğiniz bir başlangıç

    Disregülasyon durumu için bir şey denemek istiyorsanız, bir sonraki kez kendinizi tetiklenmiş hissettiğinizde şunu yapın:

    1. Durun.
    2. Ayaklarınızın yere değdiğini hissedin.
    3. 4 saniye boyunca nefes alın, 6 saniyede verin.
    4. Bunu 3 kez tekrarlayın.

    Bu sihirli bir çözüm değil. Ancak sinir sistemine “tehdit geçti, güvende olabilirsin” mesajı veren en basit araçlardan biri. Parasempatik sisteminizi aktive eder ve aşırı aktivasyonu biraz yavaşlatır.

    Kendi kendinize deneyebileceğiniz ve faydasını görebileceğiniz küçük bir başlangıç.


    Bu yazı psikoterapi ya da tıbbi tavsiye niteliği taşımamaktadır. Sinir sistemi semptomları için önce bir sağlık profesyoneline başvurmanız önerilir.

  • Burnout Nedir? | Tükenmişlik Sendromu

    Burnout Nedir? | Tükenmişlik Sendromu

    Sabah kalktığınızda güne yorgun başlıyorsunuz. Gün boyunca rutini sürdürüyorsunuz ancak yaptıklarınız anlamlı gelmiyor. Kendinizi işinizi düzgün yapmaya motive etmeye çalışıyorsunuz. Ancak zamanla küçük şeyler tahammül edilemez hale geliyor. Geceleri uyuyorsunuz ama dinlenmiyorsunuz.

    “Tatile çıksam geçer” diyorsunuz. Ancak geçmiyor.

    Bu tablo size tanıdık geliyorsa burnout’tan bahsediyoruz demektir.

    Burnout nedir?

    Burnout ya da Türkçesiyle tükenmişlik sendromu uzun süre devam eden strese verilen bir yanıt. Tek bir büyük olayın değil, sessizce biriken bir yükün sonucu.

    Dünya Sağlık Örgütü burnout’u resmi olarak “kronik iş stresiyle başa çıkılamamasından kaynaklanan mesleki bir olgu” olarak tanımlıyor. Ama burnout sadece iş hayatıyla sınırlı değil. Bakım verme yükü, ilişkiler, sürekli “güçlü görünme” zorunluluğu, kendi ihtiyaçlarını sürekli geri plana atmak, bunların hepsi tükenmişliğe kapı aralayabiliyor.

    Kısaca şöyle söyleyebiliriz: Burnout, uzun süre kendinizden fazlaca verdiğinizde ve geri alamadığınızda ortaya çıkar.

    Tükenmişlik sendromu belirtileri nelerdir?

    Burnout’un belirtileri üç ana alanda toplanıyor. Ama şunu baştan söylemek gerekir, bu belirtiler herkes için aynı görünmeyebilir. Kiminde daha çok bedensel, kiminde duygusal, kiminde zihinsel belirtiler ön plana çıkar.

    Bedensel belirtiler

    Kronik yorgunluk bu tablonun en tanınan yüzü. Yeterince uyuduğunuz halde dinlenemiyorsunuz. Sık hastalanmaya başlıyorsunuz, bağışıklık sistemi düşüyor. Baş ağrıları, mide sorunları, kas gerginliğiyle birlikte bedeniniz size bir şeylerin ters gittiğini hissettirmeye çalışıyor.

    Duygusal belirtiler

    Duygusal tükenmişlik, burnout’un belki de en ağır boyutu. Her şeyden kopuk hissetmek. Önceden anlam bulduğunuz şeylere ilgisizleşmek. Küçük şeylere orantısız tepkiler vermek ya da tam tersi, hiç tepki verememek. Yapacaklarım bir anlam ifade etmeyecek diye düşünmek.

    Zihinsel belirtiler

    Konsantrasyon güçlüğü, karar verememek, işleri ertelemek. Kendinizi verimsiz hissetmek, “yeterince iyi değilim” düşüncelerinin artması. Ve paradoks şu ki, ne kadar çok çalışsanız da başarısız hissediyorsunuz.

    “Sadece yorgunsun, dinlen” neden işe yaramıyor?

    Bu cümleyi çok duydunuz. Belki kendinize de söylediniz.

    Ancak burnout sıradan yorgunluktan farklı. Sıradan yorgunlukta uyku ve dinlenme işe yarıyor. Burnout’ta ise sinir sistemi kronik bir stres moduna girmiş durumda. Tatil veya hafta sonu dinlenmesi bu modu değiştirmiyor, çünkü sinir sistemi artık tehdidin geçtiğini öğrenemez hale gelmiş.

    Beden güvende olduğunu bilmiyor. Hâlâ alarm durumunda.

    Bu yüzden burnout’tan çıkmak sadece “daha az çalışmak” ya da “daha çok uyumak” meselesi değil. Sinir sisteminin yeniden güvende hissetmeyi öğrenmesi gerekiyor.

    Burnout ve öz şefkat ilişkisi

    Burnout yaşayan insanların büyük çoğunluğunda ortak bir örüntü var: kendilerine karşı çok sert davranmak.

    Hem tükenmiş haldeler hem de “yeterince çalışmıyorum, yeterince iyi değilim” diyorlar. Hem yorgunlar hem de dinlenmeyi hak etmediklerini düşünüyorlar. Bu döngü burnout’u hem yaratıyor hem de sürdürüyor.

    Öz şefkat bu noktada gerçek bir çıkış yolu sunuyor. Kendinize “ne hissediyorsun, fark ediyorum ve bu zor” diyebilmek. Kendinizi zorladığınız için değil, bu kadar yük taşıdığınız için kendinize nazikçe yaklaşabilmek.

    Araştırmalar öz şefkatin burnout’un hem önlenmesinde hem de iyileşmesinde anlamlı bir fark yarattığını gösteriyor. Çünkü kendine nazik yaklaşmayı öğrenen biri, sınır çizmeyi de öğreniyor. Ve sınır çizemeyen kişiler sıklıkla tükeniyor.

    Burnout tedavisi

    Burnout döngüsünden kurtulmak mümkün ancak bunun için maalesef kestirme bir yol yok.

    Öncelikle fark etmek gerekiyor. Burnout çoğu zaman sinsi ilerler. Nerede olduğunuzu fark ettiğinizde çoğu zaman tükenmişlik yolunda hayli yol almış olursunuz. Öncelikle “Bu kadar yoğunluğun ve yorgunluğun normal olmadığını” kabul ederek başlayabilirsiniz.

    Sonra sinir sistemini dinlemek gerekiyor. Beden sinyaller veriyor. Kronik gerginlik, uyku sorunları, küçük şeylere büyük tepkiler… Bunlar arızalar değil, mesajlar. Sinir sisteminin “yardıma ihtiyacım var” deyişi.

    Ve belki en zor kısım: yardım istemek. Burnout genellikle her şeyi tek başına taşımaya çalışanlarda görülüyor. İronik ama burnout’tan çıkmak da yalnız başarılamıyor çoğu zaman.

    Burnout’u önlemek için ne yapılabilir?

    Meditasyon, tatil ve egzersiz listesi burnout için yeterli değil. Bu öneriler faydalı ancak burnout yüzeysel bir yorgunluk değil, sinir sistemi düzeyinde bir durum.

    Gerçek anlamda koruyucu olan şeyler daha köklü farkındalıkları ve değişiklikleri içeriyor:

    Sınır koymayı öğrenmek. “Hayır” diyebilmek. Ama bunu suçluluk duymadan yapabilmek, sinir sisteminin güvende hissetmesiyle mümkün oluyor, korkuyla değil.

    Kendine şefkatle yaklaşmak; özellikle yorgun olduğunuzda, hata yaptığınızda, yeterince üretemediğinizde… Kendinize eleştiriyle değil anlayışla yaklaşmak burnout’a karşı gerçek bir kalkan.

    Sinir sistemini regüle etmeyi öğrenmek; nefes, beden farkındalığı, güvende hissetme pratikleri… Bunlar yüzeysel teknikler değil, sinir sistemini gerçekten etkileyen, nörobiyolojik temeli olan yaklaşımlar.

    Son olarak

    Burnout bir zayıflık değil. Çoğu zaman kendinize sormayı unuttuğunuz “Nasılsın?” sorusunun doğal bir sonucu.

    Ve burnout’tan çıkmak mümkün. Ancak bunun için gereken şey yalnızca daha az çalışmak değil, sinir sisteminizle, öz şefkatinizle ve kendinizle kurduğunuz ilişkiyi dönüştürmek.

    Eğer bu yazıyı okurken kendinize dair bir şeyler bulduysanız bilmelisiniz ki yalnız değilsiniz. Ve kendinizi huzurlu, güvende, dinlenmiş hissedebileceğiniz, anı yaşamaktan keyif alabileceğiniz bir hayata kavuşmanız mümkün.

    Dönüşen Zihin Platformu’nda bu konuyu derinlemesine ele alan iki program var:

    Güvende Hissetme Sanatı — Klinik temelli sinir sistemi eğitimi. Burnout’un beden düzeyindeki izlerini çalışmak isteyenler için.

    360° Öz Şefkat Programı — Kendine nazik olmayı, sınır koymayı ve öz şefkati günlük hayata taşımayı öğrenmek isteyenler için.

  • Güçlü Görünmek Zorunda Değilsin

    Güçlü Görünmek Zorunda Değilsin

    “Nasılsın?”

    “İyiyim.”

    Kim bilir kaç kez söyledik bunu? Kaç kere gerçekten iyi olmadığımız halde, hiç düşünmeden, dönüp içimize bakmadan, adeta bu sorunun doğru cevabı buymuş gibi çıktı ağzımızdan?

    Belki o kadar çok söyledik ki artık kendi kendimize “Nasılım?” diye sorduğumuzda da aynı cevabı veriyoruz. İyiyim. Her şey yolunda. Hallediyorum. Geçecek.

    Ve bir süre geçiyor gerçekten. Zihnimizde açık bir pencerede duygusunu yaşamadan geçip gittiğimiz her şey işlemlenmeye, bizi yavaşlatmaya ve zorlamaya devam ederken aslında her şey yolundaymış gibi yola devam edebiliyoruz. Ama yalnızca bir süre.

    Neden güçlü görünmek zorunda hissediyoruz?

    Güçlü görünmekten bahsederken çoğumuz bunu yaptığımız bilinçli bir seçim gibi düşünürüz. Sanki bir sabah kalktık, “güçlü görüneceğim” diye bir karar verdik. Ve ardından hemen bu kararı ustaca uygulamaya koyulduk.

    Ancak gerçek bu değil.

    Bütün bu güçlü görünme hikayesi aslında çok daha erken yaşlarda başladı. Henüz küçük bir çocukken ağladığımızda büyüklerimiz “dur artık” dedi. Korktuğumuzda “korkacak bir şey yok” dediler. Üzüldüğümüzde “geçer” dediler. Zamanla öğrendik: Bir şekilde duygularımızı aslında hissetmiyormuş gibi yaşamamız isteniyor. Ağlamadan, üzülmeden, yorulmadan…

    O zaman biz de onları göremeyeceğimiz bir yere yerleştirdik içimizde.

    Görünmez olsunlar ve biz onlar yokmuşçasına idare edelim.

    Ve öyle de yaptık.

    Yıllarca…

    Şimdi ise o görünmez bir yere koyduğumuz şeyler dolup taşıyor.

    Bedenimiz bizi dinliyor

    Duygularımızı bastırdığımızda onlar yok olmuyor. Bedenimizde birikiyor. Biz dinlemesek bile bedenimiz bizi dinliyor. Ve sinir sistemi, zihnimizin “tamam, kaldırırım” dediği şeyleri kabul etmek zorunda olmadığını biliyor. Ardından bizimle kendi dilinde konuşmaya başlıyor: uyku bozuklukları, sürekli gerginlik hissi, hiçbir şeyden keyif alamama, küçük şeylere orantısız tepkiler.

    Bunlar zayıflık işareti değil. Bunlar sinir sisteminin “artık yeter” dediği anlar.

    Bunu Jenga oyununa benzetebiliriz. Blokları tek tek çekiyorsunuz, kule sapasağlam durmaya devam ediyor. Her adımda biraz daha uzuyor hatta. Ama her çekilen blokla birlikte içi boşalıyor, sağlamlığını yitiriyor. Bir noktada artık bir blok bile fazla ve Jenga en heybetli haline ulaşmışken, her şey yolunda görünürken bir anda yerle bir oluyor.

    Birçoğumuz o ana kadar durmuyoruz. Ta ki sıradan bir günde, küçücük bir şey son damla oluyor. Dağılıyoruz. Ve kendimize şaşırıyoruz: “Bu kadar küçük bir şey için mi?”

    O küçük şey, yalnızca son damlaydı.

    Duygularımızı bastırmak bizi koruyor mu, yoruyor mu?

    Hayatımızda gerçekten değer verdiğimiz biri bize “artık kaldıramıyorum” dese ne yapardık?

    Muhtemelen dinlerdik.
    Belki elini tutardık.
    “Haklısın, çok şey yüklendin” derdik.
    Yargılamadan, küçümsemeden onun yanında olurduk.

    Kendimize hiç böyle davranıyor muyuz peki?

    Kendimize özşefkat göstermeyi öğrendiğimizde, zorlandığımız anlarda kendimize de tıpkı değerli bir dostumuzun zor anında ona destek veriyormuşuz gibi destek olabilmeye başlarız. Eleştirel ve suçlayıcı iç sesimiz hâlâ orada olsa da zamanla ona kulak asmamayı ve kendi elimizden tutabilmeyi, kendi omuzumuza dokunabilmeyi öğreniriz.

    Eleştirel iç sesimiz kendimizi sürekli tehdit altında hissettirirken, özşefkat tam tersine hatalarımızdan ders çıkarmamızı, devam etmemizi ve gerçekten ayakta durabilmemizi kolaylaştırır.

    Özşefkate giden yol

    Didem Ergin yıllardır insanların kendileriyle ilişkisini değiştirmelerine eşlik ediyor. Dönüşen Zihin çatısı altında tasarladığı eğitimler, özşefkati bir kavram olarak değil, yaşanabilir, hissedilebilir, günlük hayata taşınabilir bir deneyim olarak sunuyor.

    Katılımcılar genellikle aynı şeyi söylüyor: “Kendime bu kadar yabancı olduğumu bilmiyordum.”

    Ve bu farkındalık, çoğumuzun hayatında her şeyin yeniden başladığı yer oluyor.

    Peki şimdi siz gerçekten nasılsınız?

    “Ben iyiyim” mi dediniz?

    Gerçekten mi?

    Cevabınız sizi biraz duraklattıysa Didem Ergin’in eğitimlerine göz atmanızı tavsiye ederiz.

    → Dönüşen Zihin eğitimlerine göz atmak için tıklayın.

  • Sinir Sistemi Regülasyonu Nedir?

    Sinir Sistemi Regülasyonu Nedir?

    Modern yaşam; hızlı tempo, stres ve sürekli uyarana maruz kalma gibi kurtulmakta zorlandığımız durumları beraberinde getirdi. Tüm bunlar sinir sisteminde disregülasyona neden olabilir. Sağlıklı bir yaşam için dönem dönem sinir sistemi regülasyonuna ihtiyaç duyulur.

    Peki nedir bu sinir sistemi regülasyonu?

    Sinir sistemi regülasyonu nedir?

    Sinir sistemi regülasyonu sempatik ve parasempatik sistemler arasında dengeyi kurabilme yeteneğidir. Otonom sinir sisteminin iki ana bileşeni vardır: savaş-kaç (sempatik) ve don (parasempatik) sistemleridir. Sağlıklı bir birey gerektiğinde savaş-kaç, don sistemlerini kullanır. Sürekli bu sistemler içerisinde takılı kalmaz, herhangi bir sistemde kronikleşmez.

    Sinir sistemi regülasyonu olan biri nasıl davranır?

    • Tehlike anında kaç-savaş tepkisi verirken tehlike geçtikten sonra sakinleşir.
    • Duygularını sağlıklı şekilde yönetir.
    • Sürekli dorsal vagal sistemde kalmaz. Kendini güvende ve dengede tutabilir.
    • Stres karşısında uygun tepkiyi verir.

    Sağlıklı bir sinir sistemi regüle olmuş demektir. Bu, bireyin her zaman sakin olması gerektiği anlamına gelmez. Gerektiğinde harekete geçip tehlike ortadan kalkınca gevşeyebilme esnekliğini anlatır.

    How does the nervous system work?

    Sinir sisteminin amacı bedeni hayatta tutmaktır. Beden ve zihin arasındaki iletişim merkezidir. Sinir sistemi iki temel mekanizmayla çalışır: Sempatik sinir sistemi ve parasempatik sinir sistemi.

    Sempatik sinir sistemi (Savaş-kaç tepkisi): Birey sempatik sinir sistemine geçtiği zaman kalp atış hızı artar, kasları gerilir ve bedeni aksiyona hazır hale gelir. Bu tehlike anında bireyin hayatta kalması için gereklidir.

    Parasempatik sinir sistemi (Dinlen-sindir): Parasempatik sistemde kalp ritmi yavaşlar, sindirim desteklenir, beden onarılır ve iyileşme moduna geçilir.

    Sağlıklı bir sinir sisteminde birey bu iki mod arasında esnek geçişler yapabilir.

    Sinir sistemi disregülasyonu nedir?

    Sinir sistemi düzensizliği diğer adıyla disregülasyonu, sistemin bir yerde sürekli takılı kalmasından kaynaklanır. Sinir sistemi tehdit ve güven arasındaki farkı ayırt edemez. Bir alanda kronikleşir. Bu durumda, disregülasyon ortaya çıkar.

    Sinir sistemi disregülasyonu belirtileri

    • Sürekli stres ve tehlike altında olma hissi
    • Anksiyete ve panik atak
    • Donuk, hissiz yaşam
    • Motivasyon kaybı
    • Bedensel ağırlık hissi ve ağrılar
    • Kas gerginlikleri
    • Uyku problemleri ve kronik yorgunluk olarak sıralanabilir.

    Gerçekte bir tehlike olmamasına rağmen vücut sürekli alarm modundadır. Bu disregülasyon hali bireyin günlük hayatında aksamalara neden olabilir. Çevresinden ve yakınlarından tepki almasına yol açabilir.

    Sinir sistemi düzenli olan biri nasıldır? Regüle sinir sistemi özellikleri nelerdir?

    Regüle olmuş sinir sisteminin özellikleri:

    • Stres anında aktif olma
    • Tehlike geçince sakinleşme
    • Duyguları bastırmadan, ortamın uygunluğuna göre yönetme; doğru ortamda duyguları açığa çıkarma ve bedensel-zihinsel dengeyi koruma

    Özetle bu, bireyin tolerans penceresi içerisinde kalma halidir. Birey ne aşırı uyarılmış ne de tamamen donuktur. Gün içerisinde güvenli hissetme durumuna bağlı olarak ikisi arasında geçişler yapabilir.

    Sinir sistemi regülasyonu neden önemlidir?

    Sinir sistemi regülasyonu fiziksel, zihinsel ve duygusal süreçleri doğrudan etkiler. Bu nedenle oldukça önemlidir. Sinir sistemi regülasyonunun etkisiyle zihinsel, bedensel ve duygusal denge sağlanabilir.

    Zihinsel denge

    Regüle olmuş sinir sisteminde birey zihinsel dengeye ulaşır ve daha net düşünür. Odak ve yaratıcılık kabiliyeti artar. Sağlıklı kararlar verebilir.

    Bedensel denge

    Kalp ritminin ve nefes alışverişinin düzenli olmasını sağlar. Sindirim sisteminin ideal şekilde çalışmasına destek olur. Kas gerginliklerini azaltır.

    Duygusal denge

    Duygusal denge halinde bireyde güven hissi oluşur. İçsel huzur artar. Bağ kurabilme kapasitesi artar.

    Regülasyon bütünsel denge üzerinde oldukça etkilidir.

    Sinir Sistemi Disregülasyonu
    Sinir Sistemi Disregülasyonu

    Sinir sistemi regülasyonu nasıl sağlanır?

    Sinir sistemi regülasyonu için nefes egzersizleri, topraklanma teknikleri, bedensel hareketler, beden odaklı çalışmalar, mindfulness ve bilinçli farkındalık, sosyal bağlantı, uyku ve günlük rutinler faydalıdır.

    Sinir sistemi regülasyonu ne değildir?

    Sinir sistemi regülasyonu her durumda her zaman sakin kalmak anlamına gelmez. Gerçek bir regülasyon tehdit anında harekete geçebilme, tehdit geçtikten sonra da sakinleşebilme kabiliyetidir.

    Gerçek regülasyona ulaşmış kişiler öfke, korku gibi yoğun duygularla baş edebilir. Bedensel bütünlüğünü koruyarak hareket edebilir. Esnek ve uyumlu kalabilir. Gerçek regülasyonda hayatın iniş çıkışları arasında denge kurabilme becerisi gelişir.

    Düzenli sinir sistemine sahip bireyde daha az stres, daha fazla dayanıklılık, daha sağlıklı bir zihin ve beden yapısı gözlenir.

    Disregülasyondan çıkabilmek için belli egzersizler yapılabilir. Bu alanda eğitimler alınabilir. Regülasyonu öğrenmek için birey online ya da yüz yüze çalışmalara katılabilir.

  • Online Mindfulness-Bilinçli Farkındalık Eğitimi-Anda Kalma

    Online Mindfulness-Bilinçli Farkındalık Eğitimi-Anda Kalma

    Mindfulness ile bilinçli farkındalığı yükselterek, anda kalma deneyimlerinizi artırmak mümkün . Peki online mindfulness eğitimi olur mu, bu eğitimi alırsanız işe yarar mı? detaylı cevapları bu yazımızda bulabilirsiniz.

    Online mindfulness nedir?

    Mindfulness son yıllarda hem psikoloji hem kişisel gelişim alanlarında en çok konuşulan kavramlardan biridir. Bilinçli farkındalık olarak da açıklanabilir. Mindfulness tekniklerinin uygulanması bilinçli farkındalığın gelişmesinde, kalıcı ve etkili sonuçlar alınmasında çok faydalıdır.

    Mindfulness online yapılır mı?

    Online eğitimlerle bir rehber önderliğinde mindfulness yapılabilir ve etkili sonuçlar alınabilir.

    Mindfulness ile dikkat, farkındalık, anda kalma pratikleri yapılırken; fiziksel olarak aynı ortamda bulunma zorunluluğu yoktur. Online eğitimler, canlı oturumlar ya da videolar ile rahatlıkla mindfulness yapılabilir. Üstelik online mindfulness eğitimleri yüz yüze eğitimlere kıyasla çok daha fazla zaman ve para tasarrufu yapmanızı sağlar.

    Online mindfulnessın avantajları nelerdir?

    Yüz yüze eğitimde olmanın kendine has pek çok avantajı olduğu gibi online mindfulness yapmanın da pek çok avantajı vardır.

    Online mindfulnessın artıları:

    • Mekan ve zamandan bağımsızdır.
    • Video kayıtları tekrar tekrar izlenebilir.
    • Düşük maliyetlidir.
    • Ev konforunda pratikler yapılabilir.

    Mindfulness etkinliklerinde önemli olan pratikleri düzenli olarak yapmaktır. Online  programlar düzenli yapıldığı takdirde yüz yüze programlar kadar etkili olur.

    Mindfulness meditasyon mudur?

    Mindfulness bir meditasyon çeşidi değildir; ancak meditasyonun temelini oluşturur. Mindfulness şimdiki ana bilinçli ve yargısız dikkat verme becerisini geliştirir. Meditasyon zihinsel pratiklerin genel adıdır. Mindfulness günlük yaşamda da uygulanabilir. Örneğin mindful yürümek, mindful yemek yemek…

    Mindfulness uygulamaları nelerdir?

    Dünya genelinde milyonlarca kişiye ulaşan popüler mindfulness etkinlikleri uygulamaları vardır.

    Mindfulness uygulamaları sırasında rehberli mindfulness meditasyonları, nefes egzersizleri, uyku meditasyonları, stres azaltma programları yapılır.

    Online mindfulness eğitimini kimler alabilir?

    Mindfulness eğitimini; anda kalmayı başarmak isteyen, stres yönetimi sorunu yaşayan, anksiyete ile baş etmekte güçlük çeken herkes alabilir.

    online mindfulnesin artıları

    Online mindfulness eğitimini:

    • Kaygılı kişiler,
    • Yoğun stres altında olanlar,
    • Kısıtlı zaman ve uzun mesafeler nedeniyle yüz yüze eğitimlere katılamayacak olanlar,
    • Liderler, yöneticiler,
    • Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler,
    • Bilinçli farkındalığı edinmek isteyenler,
    • Ciddi sağlık sorunlarının yarattığı stresi hafifletmek isteyenler,
    • Kişisel gelişimle ilgilenenler alabilir.

    Online mindfulness ücretsiz mi?

    Online mindfulness eğitimleri bazı platformlarda ücretsiz olabilir ancak ücretsiz eğitimlerde canlı bağlantı yapılamayabilir, tüm detaylar öğretilmeyebilir ve en önemlisi sürdürülebilirlik pek de mümkün olmayabilir.  Online anda kalma eğitimini ücretli olarak alıp bir rehber eşliğinde eğitimleri tamamlamak daha faydalı olabilir. Makul ücretli bilinçli farkındalık eğitimleriyle canlı mindfulness etkinliklerine katılabilir, video kayıtlarını istediğiniz zaman izleyebilirsiniz.

    Online mindfulness’a başlamak mantıklı mı?

    Yoğun bir tempoya sahipseniz, yüz yüze eğitimlere katılamayacak kadar uzak mesafede oturuyorsanız, çalışma saatleriniz nedeniyle yüz yüze eğitimlerle uyumlu boşluklar yaratamıyorsanız ya da evinizin konforundan ayrılmak istemiyorsanız; online mindfulness eğitimlerine başlamak oldukça mantıklıdır.

    Online eğitimler pratiktir, kolay ulaşılabilir, bilimsel temellidir, sürdürülebilirdir, daha düşük maliyetlidir ve tekrar tekrar izlenebilir.

    Online mindfulness, ulaşım ve zaman planlaması sorunları yaşanmasına engel olur. Mindfulness için önemli olan eğitimin online ya da yüz yüze olması değil pratiklerin düzenli olarak yapılmasıdır.

    Mindfulness’ın kurucusu kimdir?

    Budist öğretilerden temel alan mindfulness modern psikolojiye ve bilime uyarlanmıştır. Kurucusu Jon Kabat Zinn’dir.

    Online mindfulness anksiyete iyi gelir mi?

    Düzenli pratikler yapıldığında online mindfulness anksiyete iyi gelebilir. Yapılan pratikler kalp atış hızını düzenlemede, nefes kontrolünü sağlamada, kortizol seviyesini düşürmede, aşırı düşünmeyi (overthinking) azaltmada etkili olabilir.

    Mindfulness hangi dine aittir?

    Budizm etkileri olsa da mindfulness pratikleri herhangi bir dine ait değildir. Mindfulness kurucusu Jon Kabat Zinn tarafından dini bağlamlardan çıkarılarak seküler ve bilimsel bir yaklaşımla evrilmiştir ve dini yönü yoktur.

    Online mindfulness günlük hayatta nasıl uygulanabilir?

    Mindfulness’ın en önemli özelliklerinden birisi günlük hayatta da uygulanabiliyor oluşudur. Pratikleri düzenli yapan biri mindful yürüyüşler yapılabilir, yemek yeme alışkanlıkları geliştirebilir. İş yerinde yemek molasına çıkarken yürünen kısa mesafede dahi mindful yürüyüş yapmak mümkündür.

    Dijital dünyaya bilinçli farkındalıkla bakmayı sağlar. Bireyin bulunduğu her ortamda bilinçli nefes molaları vermesine olanak tanır. Mindfulness ile birey otomatik pilotta yaşamaktan çıkar, hayatını farkındalıklarla güzelleştirir.

    Online mindfulness ne kadar sürede etki gösterir?

    Mindfulness uygulamalarında önemli olan pratiklerin düzenli yapılmasıdır. Birçok kişi ilk uygulamadan itibaren gevşeme hissi oluştuğunu belirtir. İlk 15 günde zihinsel sakinlik artabilir. 1-2 ay içinde anksiyete seviyesinde belirgin azalma görülebilir. Haftada bir yapılan uzun bir meditasyon yerine her gün 10 dakika yapılan mindfulness pratikleri daha etkili sonuçlar alınmasını sağlayabilir.

  • Online Meditasyon Nedir, İşe Yarar mı?

    Online Meditasyon Nedir, İşe Yarar mı?

    Meditasyon zihni sakinleştirmek, farkındalığı artırmak, anksiyete ve stresi azaltmak için uygulanan kadim bilgeliğe dayanan pratiklerden oluşur. Teknoloji çağında meditasyon dijital ortamlara da taşınarak herkesin evine kadar ulaşmıştır.

    Online meditasyon nedir?

    Online meditasyon internet aracılığıyla canlı ya da kayıtlı meditasyon seanslarına katılma yöntemidir. Günümüzde pek çok eğitim online olarak alınabilmektedir.

    Online meditasyon için video uygulamaları, mobil uygulamalar, canlı bağlantı uygulamaları kullanılabilir. Bu sayede dünyanın farklı yerlerindeki insanlar aynı meditasyonu yapma şansına sahip olur. Bunun yanı sıra düzenli olarak yapıldığında online meditasyonların yüz yüze meditasyonlar kadar faydasını gören çok sayıda insan vardır.

    Meditasyon ile mindfulness arasındaki fark nedir?

    Meditasyon ile mindfulness (bilinçli farkındalık) benzer görünen farklı uygulamalardır.

    Meditasyon: Bireyin zihnini sakinleştirmek ve odaklanma becerisini geliştirmek için belirli bir süre ayrılarak (örneğin 10–20 dakika) yapılan bir uygulamadır.

    Mindfulness: Anda olanı yargısızca fark etme, anın bilinçli farkındalığı, duygu ve düşünceleri adeta izleme halidir. Mindfulness günlük hayatın her anında uygulanabilir ve süre şartı yoktur.

    Meditasyon bir pratik, mindfulness ise bir zihinsel durum/yaşam yaklaşımıdır.

    Online meditasyon işe yarar mı?

    Online meditasyon, düzenli uygulandığında yüz yüze meditasyon kadar etkili olabilir. Meditasyonda amaç kişinin odağını kendine çevirmek, farkındalığını artırmaktır. Düzenli yapıldığında online meditasyon pek çok kişide stresi azaltır. Kaygıyı düşürür, uyku kalitesini artırır, dikkat süresini uzatır ve duygusal dengeyi geliştirir.

    Meditasyonda önemli olan aynı ortamda bulunmak değil, odaklanmaktır.

    Online meditasyonun artıları

    Online meditasyon pek çok kişinin ev konforunda, istediği zaman diliminde meditasyon yapabilmesini sağlar. Online meditasyon eğitimleri almanın en belirgin avantajları şunlardır:

    • Evden çıkmadan meditasyon yapılabilir.
    • Kayıtlı videolar sayesinde meditasyon zamanını kişi kendi belirleyebilir.
    • Online meditasyonda rehberli anlatımlar bulunur. Bu, yeni başlayanların düzenli uygulamalar yapmasına yardımcı olur.
    • Videoları tekrar tekrar izleme şansı olduğu için sonuçlar bazı kişilerde yüz yüze meditasyondan daha başarılı olabilir.
    • Online meditasyonlar genellikle daha uygun maliyetlidir.

    Online meditasyona başlamak mantıklı mı?

    Yoğun tempoda yaşayanlar için online meditasyon kesinlikle çok mantıklıdır. Bu sayede birey hızla akıp giden hayatın içerisinde farkındalıklarını geliştirebilir, stresini azaltıp anksiyetesini yönetmede daha başarılı olabilir.

    Online meditasyon ücretsiz mi?

    Online meditasyonların bir kısmı ücretsiz platformlarda yayınlanır ancak genellikle bu platformlarda meditasyonu 8 hafta boyunca düzenli sürdürmek zor olabilir. Online meditasyonu ücretli olarak alıp bir rehber eşliğinde sürdürmek daha faydalı olabilir. Bu sayede birey canlı meditasyon etkinliklerine katılmanın yanı sıra video kayıtlarını da istediği zaman izleyebilir.

    Günlük online meditasyon nasıl yapılır?

    Online meditasyon sürecine, işinin ehli bireylerin rehberliğinde başlamak daha sağlıklıdır. Deneyimli eğitici meditasyonu adım adım anlatır. Meditasyon rehber eşliğinde öğrenilir.

    Günlük meditasyon yaparken genellikle sessiz bir ortamda, rahat bir pozisyonda nefese odaklanılır. Bu sırada zihinde canlanan düşüncelerin farkında olunur. Düşüncelere müdahale edilmez ve yeniden nefese odaklanılır.

    Her gün meditasyon yaparsam ne olur?

    Günlük meditasyon alışkanlığı kazanmış kişilerde genellikle şu değişimler görülür:

    • Daha az stres
    • Daha iyi odaklanma
    • Karar verme becerisinde gelişme
    • Daha iyi uyku
    • Duygusal açıdan daha fazla dayanıklılık

    Online meditasyon günün hangi saatinde yapılmalı?

    Meditasyon yapmak için herkese uygun ideal bir zaman dilimi belirlemek mümkün değildir. Herkes parmak izi gibi özeldir ve her bireyin ideal meditasyon saati farklı olabilir.

    Online meditasyon ücretsiz mi?

    Meditasyon yaparken her gün aynı saatte yapmaya çalışmak, alışkanlık kazanmayı kolaylaştırır. Birey günlük yaşantısını gözden geçirerek isterse günün ilk saatlerinde isterse günün son saatlerinde meditasyon yapabilir.

    Sabah meditasyonun faydaları

    Günün ilk saatlerinde yapılan sabah meditasyonları genellikle enerjik hissettirir. Zihni güne hazırlar.

    Akşam saatlerinde yapılan meditasyonun faydaları

    Bireyin gün boyu biriken stresini azaltmasına yardımcı olur, uyku kalitesini artırır.

    Online meditasyon ne zaman etkisini gösterir?

    Meditasyonun online ya da yüz yüze olması etkisini göstermesi açısından bir değişikliğe yol açmaz.

    Düzenli meditasyon yapmaya başlanıldığında etkiler genellikle şu şekilde görülür:

    İlk seansta gevşeme hissi görülebilir. Bir hafta düzenli meditasyonda duygusal farkındalığın artabilir. 2-4 hafta düzenli meditasyon; stres yönetiminde belirgin iyileşme sağlayabilir. 8 hafta ve daha üstü sürelerde düzenli meditasyon, kalıcı zihinsel değişimler oluşmasına destek olur.

    En az 8 haftalık düzenli meditasyon programlarıyla etkili sonuçlar alınabilir.

  • Didem Ergin “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer”de Ne Anlatıyor?

    Didem Ergin “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer”de Ne Anlatıyor?

    Şefkat elçisinden hayatlara dokunacak bir şefkat yolculuğu “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer”

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’in Konusu Ne?

    Kitap kronik mutsuzluk yaşayan bir kadının başarılı ama mutsuz hikayesini ele alıyor. Kahramanın zihinsel dönüşümünü detaylarıyla işliyor.

    Didem Ergin “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer”de ne anlatıyor?

    Roman kahramanı Deniz içsel hırçınlığını tüm ilişkilerine yansıtır. Kendini sürekli eleştirir, mükemmeliyetçi bir tavırla hareket eder ve kontrol edemediği duygularının neticesinde öfke patlamaları yaşar.

    Ailesi tutucu ve ataerkil bir yapıdadır. Yaşadığı aile baskısı, aldığı yaralarla bu durumdan kurtulmak için tek çarenin şehir dışına çıkmak olduğunu düşünür. Var olma savaşı verirken kendisine karşı anlayışlı ve şefkatli davranmayı da unutur. Var olduğunu ispatlamaya çalışırken en çok kendine yabancılaşır.

    Deniz, roman boyunca karşısına çıkan zorlayıcı her ne deneyim varsa -buna yeni bir anneyken aldığı kanser teşhisi de dahil- kendini hatalı bulmak yerine, öz kabulü ve şefkati seçer. Böylece zihinsel olarak metanetli olmayı öğrenir. Nitekim şefkat bir zayıflık göstergesi değil, tam aksine bizi dayanıklı ve esnek kılan bir zihin pratiğidir.

    Sürekli konuşan iç sesi ona utanç ve değersizlik aşılar.

    Toplumdaki pek çok insanın yaşadığı bu hisleri, baskıları, mükemmel olma çabalarını, öfke patlamalarını tüm bunların neticesinde başarılı ama mutsuz kadını ele alır. Kitap Deniz’in yaşam yolculuğunda bu sorunları yaşayan herkese rehberlik etmek ümidiyle kaleme alınmıştır. Çıkış yollarının aranması, öz şefkatin oluşturulması, öz kabulün sağlanması, sürekli konuştuğu için insanı uyutmayan zihnin sakinleştirilebilmesi adına çeşitli yol haritaları sunar.

    Öz şefkatle değişim ve dönüşüm arayışında olan herkese “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer” eşlik eder.

    Hayata ve kendinize bakışınızı değiştirmek, kendinizi bütün yönlerinizle kabul edip yolunuzu çizmek, sürekli kendinizi eleştirmekten kurtulmak istiyorsanız mindfulness, yoga, 360 derece öz şefkat , terapi gibi eğitimler ve destekler alabilirsiniz. Bir şefkat elçisinin kaleminden ele alınmış bu öz şefkat romanını okuyabilirsiniz.

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer'de konu ne?

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de konu ne?

    Roman mükemmeliyetçi, eleştirel iç sesiyle mutluluğa erişemeyen Deniz’in kendini sorgulaması, değişmek istemesi, yaşadığı ızdıraplardan kurtulma çabasını ve bunun için çeşitli yöntemler aramasını ele alır.

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de Deniz bir noktada artık iç kritik sesinden kurtulmayı ya da değişmeyi istemek yerine, acılarının onu nasıl şekillendirdiğini görmeye başlar. Bu iç görü ve kendisiyle koşulsuz dost olma çabası sayesinde dönüşüm yolculuğunu başlatır. Tıpkı Carl Rogers’ın dediği gibi, “Tuhaf bir paradokstur ki, değişim ancak kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde başlar.”

    Utanç-değersizlik hissiyle nasıl başa çıkacağız, kendimizle nasıl dost olacağız, bu gerçekten mümkün mü? Bu sorular pek çoğumuzun zihninde döner durur. Tibet Budizm’inin Amerika’da önde gelen ustalarından Pema Chödrön’ün dediği gibi; kendimizle dost olmayı (maitri) hemen şimdi öğrenmeli ve pratik etmeliyiz.

    Derinleşen içsel anlayış sayesinde beğenmediğimiz ve kurtulmak istediğimiz o yanlarımızı anlamaya başlarız.

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer kitabının kahramanı kim?

    Romanın ana kahramanı Deniz’dir; çevresindeki kişiler de hikâyeyi şekillendiren karakterler arasında yer alır.

    Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer bir öz şefkat romanı

    Didem Ergin’in kaleme aldığı bu kitap kahramanı; mükemmeliyetçilik, eleştirel iç ses, hayatın anlamsızlığı karmaşasında kalmış mutsuz biridir. Deniz öz şefkati içselleştirir ve zihinsel dönüşüm yaşar. Bu kitap tam anlamıyla bir öz şefkat romanıdır.

    Yazarın kaleminden Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer ne anlatıyor?

    Manevi yolculuğumuzda ilerledikçe görürüz ki bu evrende hissedebilen her canlı acı çeker. Değerli üstad Thich Nhat Hanh’ın belirttiği üzere, “Çamur yoksa nilüfer de yoktur.” Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer romanına ismini veren metafor da buradan gelir.

    Nilüfer bitkisi çamurlu sularda yetişir, onlardan beslenir ve mis gibi kokan çiçekler açar. İşte çamuru mis gibi bir çiçeğe dönüştürme kapasitesine sahip olan bu bitki gibi bizler de acılarımızdan kaçmak yerine, onları şefkatle sarıp sarmalamayı öğrenebiliriz yeter ki kendimizi yarı yolda bırakmayalım. Böylelikle hayatta önümüze çıkan tüm zorluklar (kanser, boşanmak, ölüm de buna dahil) zihinsel dönüşümün ve manevi uyanışın birer yakıtı olabilir.

    “Ne yaparsam yapayım zihnimdeki eleştirel ses susmuyor. Bana sürekli olarak ne kadar yetersiz, başarısız, çirkin olduğumu tekrar edip duran o sesten artık kurtulmak istiyorum.” Bu ve buna benzer cümleler kuran yüzlerce kadınla birebir çalışma ayrıcalığım oldu. Hayatın içinden geçerken söz konusu iç kritik ses bize o kadar çok ızdırap veriyor ki, biraz olsun sussun diye çırpınıp duruyoruz. Çoğu zaman bizde bir hata varmış gibi hissettiren, boynumuza ağırlık yapıp başımızı önümüze eğdiren kronik bir utanç ve değersizlik hissi de bu sese eşlik ediyor.

    Maalesef Deniz gibi var olma savaşı veren bizler için “kendimize anlayış ve şefkat göstermek” çok sonradan duyduğumuz (hatta belki hiç duymadığımız) kavramlar. Yani en çok kendimize yabancıyız bu hayatta.

    Zihnimizin getirdiği bu ızdıraplarda ortak olduğumuzu, yalnız olmadığımızı bilmek tuhaf bir şekilde hepimize iyi geliyor.

    İşte tüm bu soruları, bir öz şefkat romanı olarak kaleme aldığım Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de ana kahramanımız Deniz de kendisine sorup duruyor. Onunla birlikte sorularınıza cevap bulmanız dileğiyle.

    Sizlerin de içinde nilüferler elbet açacaktır.

  • Sürekli Kendini Eleştirmek – Neden Kendime Karşı Bu Kadar Katıyım?

    Sürekli Kendini Eleştirmek – Neden Kendime Karşı Bu Kadar Katıyım?

    Sürekli kendini eleştirmek neden? Zihnimizdeki sesin, yaptığı tüm eleştirileri doğru kabul ediyoruz. Bu sesin her dediğine  inanıp kendimizi hırpalıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki yaşamın her alanında hem mutsuz hem de tatminsiz insanlar olup çıkıvermişiz.

    Her yaptığımızı eleştiren, arka planda bıdı bıdı sürekli konuşan “Bu memnuniyetsiz ses nereden geliyor?” Bu ses yüzünden adeta kendi derimizin içinde rahat değiliz. Sürekli bizi eleştiren ses konuşuyor biz dinliyoruz. Böyle böyle koca bir ömür geçiyor. Ölüm döşeğindeyken de “Keşke kendime bu derece düşman olmasaydım.” derken buluyoruz kendimizi. Maalesef kendi kendini sürekli eleştirmekten kurtulamayan bireyler olarak hayattan doyum almaya da mutlu olmaya da geç kalıyoruz.

    Neden sürekli kendimi yargılıyorum?

    Sürekli kendimizi yargılamamızın nedeni, yargılayıcı ebeveynle büyümek ve artık ebeveynlerimiz olmasa da yargılama işine sahip çıkmamızdır. Eleştirel iç sesimizle kendi kendimizin yargılayıcı ebeveyni olmaktan kaynaklanıyor olabilir.

    Kendimize katı davranarak hatalarımızı, yaşanmışlıklarımızı kabul edip kucaklamadan mükemmel olmaya çalışıyoruz.

    Değişip “kötü huylarımızdan” kurtulmak istiyoruz. Fakat değiştirmek istediğimiz bu beden, zihin, kalp neler yaşadı, öncelikle buraya bir dönüp bakma ihtiyacı duymuyoruz. Tıpkı yeni çıkan bir telefon görünce, daha üst versiyonunu elde etmek için yanıp tutuşmamız gibi. Eski versiyonumuzla “daha üst/yeni versiyonumuzu” değiştirme konusunda takıntılı olmaya başlıyoruz. İhtiyacımız olan şey daha iyi bir versiyonumuzu elde etmek değil. Kendimize bir eşya gibi hoyratça davranmayı bırakmak.

    İşte tam burada şefkatin tanımını devreye sokmak istiyorum: “Şefkat, kendimizin ve başkalarının zorlanmalarına, acılarına hassasiyet ve bu zorlanmayı engellemek/dindirmek/azaltmak için eyleme geçme motivasyonu hissetmektir.” (Dr. Paul Gilbert) Öz şefkatı öğrenip, kendimizi kabul ettiğimizde sürekli kendimizi yargılamayı da bırakırız.

    elestirel-ic-ses

    İnsan neden sürekli kendini eleştirir?

    Eleştirel ebeveyn ile büyümenin sonucunda başkası tarafından eleştiri almamak için insan kendini sürekli eleştirebilir. Bu görüldüğü üzere bir kendini koruma tutumudur.

    Eleştirilmiş çocuğun acısını, derinlere bakarak görmeye başladığımızda, bu dahiyane içsel savunma mekanizmamızın önünde saygıyla eğilmek gerekir. Bu savunma mekanizmasını bireyin başkaları tarafından incitilmesini önlemek isterken kendine karşı yargılayıcı, sivri dilli, mükemmeliyetçi bir hal sergiler. Bu hal hayatı yaşamayı zorlaştırır, anda kalmaya engel olur, adeta ağzınızın tadını kaçırır.

    Sürekli kendini eleştirmek

    Sürekli kendi kendini eleştirmek, tüm detaylara takılmak ve bütünü görememek anlamına gelir. Kişi kendiyle, yaşantısıyla, ailesiyle barışamaz. Her zaman her yerde başarısızlık, eksiklik ve mutsuzluk yaşar.

    Neden kendime karşı bu kadar katıyım?

    Kendimize karşı bu kadar katı olma nedenlerimizi içimize bakarak bulmalıyız. Mutlu yaşayabilmek için hayatımızda kendimize yer açmalıyız. İçimizdeki eleştirilerek büyütülmüş çocuğa, sonsuz şükran hissi ve şefkat dolu bir yetişkin olarak bakmalıyız. “Neden sürekli kendimi eleştiriyorum?” yakınmalarından sıyrılmalıyız. Zihnimizde bizi sürekli eleştiren sese “Beni korumak için ne kadar çok çalıştığının farkındayım. Bu derece zor bir işi senelerdir yaptığın için sana minnettarım. Ancak ben artık bir yetişkinim ve başkalarının eleştirilerini kaldırabilecek olgunluktayım. Beni bu kadar eleştirmeyi bırak.” demeliyiz.

    Neden sürekli kendimi eksik ve yetersiz hissediyorum?

    Kendimizi eksik ve yetersiz hissetmemize yetiştirildiğimiz ortam neden olmuş olabilir. Başkaları tarafından incitilmemek için tüm eksiklerimizi kapatmaya çalışıyor, her alanda üst düzey başarı sergilemeye çaba sarf ediyor olabiliriz. Oysa dış dünyanın etkilerinden korunmak için kendimizi bu kadar eleştirmemize gerek yok. Bu kadar çabalamaya gerek yok. Enerjimizi emen bu durumdan kurtulmak için gücümüzün farkına varıp, iç sesimize teşekkür ederek eleştiren, yetersiz ve eksik hissettiren sesi kısmaya ihtiyacımız var.  Öz kabule ulaşmalıyız.

    Öz kabul, sizi siz yapan her şeye şükran ve anlayış sunar. Çok konuşan söz konusu yanlarımızı bir parça yumuşatır ve zihnimizin dönüşmesini sağlar. Ne kadar çok öz şefkat, öz kabul pratiği yaparsak, eleştirel sesimizi susturmak o kadar kolaylaşır.

    Kendimi eleştirmemek, öz şefkate ulaşmak için hangi sorulara cevap bulmalıyım?

    Derimizin içinde rahat edebilmek, hayatımıza yerleşebilmek için öz şefkat, öz kabul şarttır. Bu kitaplar okuyarak, çeşitli eğitimler alarak düzenli tekrarlar yapılarak elde edilebilir.

    kendini-kabul

    Kendimi eleştirmemek, öz şefkate ulaşmak için hangi sorulara cevap bulmalıyım?

    • Bedenimizde ikamet eden benliğin yaraları neler?
    • Benliğimiz nerelerde zorlandı/zorlanıyor?
    • Ne gibi acıları halen kalbimizde taşıyoruz?
    • Daha bütün hissetmek için neye ihtiyacımız var?

    Bu sorulara cevap aramaktan çok korkuyoruz. Acımızın gözlerinin içine bakıp onu gerçekten bir bütün olarak görmeden, yani kendimize tüm kırılganlığımızla tanıklık etmeden kalbimizde öz şefkatin uyanmaya başlaması bir hayli zor. Kendimizi bir bütün olarak kabul edip acı çeken bir çocuğu sakinleştirir gibi hareket etmeliyiz.

    Kendimize yarenlik etme halini, zihnimizde pratiklediğimizde şefkat doğal bir akışta kalbimizde uyanmaya başlar. Kendimizin ve yaşayan diğer tüm canlıların acısına karşı duyarlı bir hal almaya başlıyoruz. Kalbimiz açılmaya başlıyor ve adeta tüm dünya kalbimize sığabilecekmiş gibi hissediyoruz. Ve inanın bana bu bir zafiyet değil; bu duyarlılık, bir hediye hatta bir metanet kaynağı. İşte buna öz kabul diyoruz ve öz kabul sayesinde önceden istemediğimiz yanlarımızı bile anlamaya başlıyoruz.

    Kendimi dinlemek istemiyorum. Kendimden nefret ediyorum.

    Sevmediğiniz, kızgın olduğunuz kişilerden nefret eder, o kişileri dinlemek istemezsiniz. Size oldukça radikal bir şey yazdığımın farkındayım. Diyorum ki; bizi üzen, öfkelendiren, canımızı yakan her ne varsa onlara bir adım daha yaklaşıp derinliklerine bakalım. Acımıza hak ettiği saygıyı gösterirken, bu zorlayıcı deneyimin bedenimizde uyandırdığı duyumlardan kaçmayalım ya da duruma sımsıkı yapışıp hikâyeyle özdeşleşmeyelim.

    Köklerini Budizm’den alan meşhur mindfulness öğretisiyle (Pali dilinde sati) bilişsel hikayemizden bir adım geri atabiliriz. Bu hikayemizi bir adım geriden seyredebilmemizi sağlar. Mindfulness (bilinçli farkındalık öğretisi) bizi bilişsel hikayelerimizi anımsamaya davet eder. Sati kelimesinin kökü anımsamaktır. Zihnin içeriğini anımsar, şimdiki anın içine yerleşir ve mevcut olmayı deneyimler.

    Tüm sadeliğiyle ve samimiyetinizle kendinize, “Seni görüyorum. Seninleyim. Canının ne kadar yandığının farkındayım.” demeyi deneyin. Tıpkı gerçekten canı acıyan bir çocuğa eşlik eder gibi kendine eşlik ettiğinde neler neler olur?

    elestirel-ebeveyn

    Eleştirilerek büyüyen çocuğun mükemmeliyetçiliği

    Çocukken eleştirel ebeveynle büyüdüysek, mükemmeliyetçilik olgusu “Bizi kimse bir daha eleştiremesin.” diye yarattığımız içsel bir savunma mekanizmasındır.

    Şefkatle durup baktığımızda şunu görürüz: Eğer kendimizi yeterince eleştirirsek, her şeyi dört dörtlük yaparız ve böylece hiç kimse bizi eleştiremez. Eleştirilerle çocukken canımızı yakmışlardır. “Yeterince mükemmel olursak bir daha kimse canımızı yakamaz, kalbimizi kıramaz.  Elimizin değdiği her şey o kadar mükemmel olmalıdır ki hiç kimse eleştirilebilecek bir nokta bulamamalıdır.” düşüncesi yerleşir. Eleştirilerek büyüyen çocuğun mükemmeliyetçiliği genellikle bu şekilde oluşur.