Kim bilir kez söyledik bunu? Kaç kere gerçekten iyi olmadığımız halde, hiç düşünmeden, dönüp içimize bakmadan, adeta bu sorunun doğru cevabı buymuş gibi çıktı ağzımızdan?
Belki o kadar çok söyledik ki artık kendi kendimize “Nasılım?” diye sorduğumuzda da aynı cevabı veriyoruz. İyiyim. Her şey yolunda. Hallediyorum. Geçecek.
Ve bir süre geçiyor gerçekten. Zihnimizde açık bir pencerede duygusunu yaşamadan geçip gittiğimiz her şey işlemlenmeye, bizi yavaşlatmaya ve zorlamaya devam ederken aslında her şey yolundaymış gibi yola devam edebiliyoruz. Ama yalnızca bir süre.
Neden güçlü görünmek zorunda hissediyoruz?
Güçlü görünmekten bahsederken çoğumuz bunu yaptığımız bilinçli bir seçim gibi düşünürüz. Sanki bir sabah kalktık, “güçlü görüneceğim” diye bir karar verdik. Ve ardından hemen bu kararı ustaca uygulamaya koyulduk.
Ancak gerçek bu değil.
Bütün bu güçlü görünme hikayesi aslında çok daha erken yaşlarda başladı. Henüz küçük bir çocukken ağladığımızda büyüklerimiz “dur artık” dedi. Korktuğumuzda “korkacak bir şey yok” dediler. Üzüldüğümüzde “geçer” dediler. Zamanla öğrendik: Bir şekilde duygularımızı aslında hissetmiyormuş gibi yaşamamız isteniyor. Ağlamadan, üzülmeden, yorulmadan…
O zaman biz de onları göremeyeceğimiz bir yere yerleştirdik içimizde.
Görünmez olsunlar ve biz onlar yokmuşçasına idare edelim.
Ve öyle de yaptık.
Yıllarca…
Şimdi ise o görünmez bir yere koyduğumuz şeyler dolup taşıyor.
Bedenimiz bizi dinliyor
Duygularımızı bastırdığımızda onlar yok olmuyor. Bedenimizde birikiyor. Biz dinlemesek bile bedenimiz bizi dinliyor. Ve sinir sistemi, zihnimizin “tamam, kaldırırım” dediği şeyleri kabul etmek zorunda olmadığını biliyor. Ardından bizimle kendi dilinde konuşmaya başlıyor: uyku bozuklukları, sürekli gerginlik hissi, hiçbir şeyden keyif alamama, küçük şeylere orantısız tepkiler.
Bunlar zayıflık işareti değil. Bunlar sinir sisteminin “artık yeter” dediği anlar.
Bunu Jenga oyununa benzetebiliriz. Blokları tek tek çekiyorsunuz, kule sapasağlam durmaya devam ediyor. Her adımda biraz daha uzuyor hatta. Ama her çekilen blokla birlikte içi boşalıyor, sağlamlığını yitiriyor. Bir noktada artık bir blok bile fazla ve Jenga en heybetli haline ulaşmışken, her şey yolunda görünürken bir anda yerle bir oluyor.
Birçoğumuz o ana kadar durmuyoruz. Ta ki sıradan bir günde, küçücük bir şey son damla oluyor. Dağılıyoruz. Ve kendimize şaşırıyoruz: “Bu kadar küçük bir şey için mi?”
O küçük şey, yalnızca son damlaydı.
Duygularımızı bastırmak bizi koruyor mu, yoruyor mu?
Hayatımızda gerçekten değer verdiğimiz biri bize “artık kaldıramıyorum” dese ne yapardık?
Muhtemelen dinlerdik.
Belki elini tutardık.
“Haklısın, çok şey yüklendin” derdik.
Yargılamadan, küçümsemeden onun yanında olurduk.
Kendimize hiç böyle davranıyor muyuz peki?
Kendimize özşefkat göstermeyi öğrendiğimizde, zorlandığımız anlarda kendimize de tıpkı değerli bir dostumuzun zor anında ona destek veriyormuşuz gibi destek olabilmeye başlarız. Eleştirel ve suçlayıcı iç sesimiz hâlâ orada olsa da zamanla ona kulak asmamayı ve kendi elimizden tutabilmeyi, kendi omuzumuza dokunabilmeyi öğreniriz.
Eleştirel iç sesimiz kendimizi sürekli tehdit altında hissettirirken, özşefkat tam tersine hatalarımızdan ders çıkarmamızı, devam etmemizi ve gerçekten ayakta durabilmemizi kolaylaştırır.
Özşefkate giden yol
Didem Ergin yıllardır insanların kendileriyle ilişkisini değiştirmelerine eşlik ediyor. Dönüşen Zihin çatısı altında tasarladığı eğitimler, özşefkati bir kavram olarak değil, yaşanabilir, hissedilebilir, günlük hayata taşınabilir bir deneyim olarak sunuyor.
Katılımcılar genellikle aynı şeyi söylüyor: “Kendime bu kadar yabancı olduğumu bilmiyordum.”
Ve bu farkındalık, çoğumuzun hayatında her şeyin yeniden başladığı yer oluyor.
Peki şimdi siz gerçekten nasılsınız?
“Ben iyiyim” mi dediniz?
Gerçekten mi?
Cevabınız sizi biraz duraklattıysa Didem Ergin’in eğitimlerine göz atmanızı tavsiye ederiz.
Modern yaşam; hızlı tempo, stres ve sürekli uyarana maruz kalma gibi kurtulmakta zorlandığımız durumları beraberinde getirdi. Tüm bunlar sinir sisteminde disregülasyona neden olabilir. Sağlıklı bir yaşam için dönem dönem sinir sistemi regülasyonuna ihtiyaç duyulur.
Peki nedir bu sinir sistemi regülasyonu?
Sinir sistemi regülasyonu nedir?
Sinir sistemi regülasyonu sempatik ve parasempatik sistemler arasında dengeyi kurabilme yeteneğidir. Otonom sinir sisteminin iki ana bileşeni vardır: savaş-kaç (sempatik) ve don (parasempatik) sistemleridir. Sağlıklı bir birey gerektiğinde savaş-kaç, don sistemlerini kullanır. Sürekli bu sistemler içerisinde takılı kalmaz, herhangi bir sistemde kronikleşmez.
Sinir sistemi regülasyonu olan biri nasıl davranır?
Tehlike anında kaç-savaş tepkisi verirken tehlike geçtikten sonra sakinleşir.
Duygularını sağlıklı şekilde yönetir.
Sürekli dorsal vagal sistemde kalmaz. Kendini güvende ve dengede tutabilir.
Stres karşısında uygun tepkiyi verir.
Sağlıklı bir sinir sistemi regüle olmuş demektir. Bu, bireyin her zaman sakin olması gerektiği anlamına gelmez. Gerektiğinde harekete geçip tehlike ortadan kalkınca gevşeyebilme esnekliğini anlatır.
How does the nervous system work?
Sinir sisteminin amacı bedeni hayatta tutmaktır. Beden ve zihin arasındaki iletişim merkezidir. Sinir sistemi iki temel mekanizmayla çalışır: Sempatik sinir sistemi ve parasempatik sinir sistemi.
Sempatik sinir sistemi (Savaş-kaç tepkisi): Birey sempatik sinir sistemine geçtiği zaman kalp atış hızı artar, kasları gerilir ve bedeni aksiyona hazır hale gelir. Bu tehlike anında bireyin hayatta kalması için gereklidir.
Parasempatik sinir sistemi (Dinlen-sindir): Parasempatik sistemde kalp ritmi yavaşlar, sindirim desteklenir, beden onarılır ve iyileşme moduna geçilir.
Sağlıklı bir sinir sisteminde birey bu iki mod arasında esnek geçişler yapabilir.
Sinir sistemi disregülasyonu nedir?
Sinir sistemi düzensizliği diğer adıyla disregülasyonu, sistemin bir yerde sürekli takılı kalmasından kaynaklanır. Sinir sistemi tehdit ve güven arasındaki farkı ayırt edemez. Bir alanda kronikleşir. Bu durumda, disregülasyon ortaya çıkar.
Sinir sistemi disregülasyonu belirtileri
Sürekli stres ve tehlike altında olma hissi
Anksiyete ve panik atak
Donuk, hissiz yaşam
Motivasyon kaybı
Bedensel ağırlık hissi ve ağrılar
Kas gerginlikleri
Uyku problemleri ve kronik yorgunluk olarak sıralanabilir.
Gerçekte bir tehlike olmamasına rağmen vücut sürekli alarm modundadır. Bu disregülasyon hali bireyin günlük hayatında aksamalara neden olabilir. Çevresinden ve yakınlarından tepki almasına yol açabilir.
Sinir sistemi düzenli olan biri nasıldır? Regüle sinir sistemi özellikleri nelerdir?
Regüle olmuş sinir sisteminin özellikleri:
Stres anında aktif olma
Tehlike geçince sakinleşme
Duyguları bastırmadan, ortamın uygunluğuna göre yönetme; doğru ortamda duyguları açığa çıkarma ve bedensel-zihinsel dengeyi koruma
Özetle bu, bireyin tolerans penceresi içerisinde kalma halidir. Birey ne aşırı uyarılmış ne de tamamen donuktur. Gün içerisinde güvenli hissetme durumuna bağlı olarak ikisi arasında geçişler yapabilir.
Sinir sistemi regülasyonu neden önemlidir?
Sinir sistemi regülasyonu fiziksel, zihinsel ve duygusal süreçleri doğrudan etkiler. Bu nedenle oldukça önemlidir. Sinir sistemi regülasyonunun etkisiyle zihinsel, bedensel ve duygusal denge sağlanabilir.
Zihinsel denge
Regüle olmuş sinir sisteminde birey zihinsel dengeye ulaşır ve daha net düşünür. Odak ve yaratıcılık kabiliyeti artar. Sağlıklı kararlar verebilir.
Bedensel denge
Kalp ritminin ve nefes alışverişinin düzenli olmasını sağlar. Sindirim sisteminin ideal şekilde çalışmasına destek olur. Kas gerginliklerini azaltır.
Duygusal denge
Duygusal denge halinde bireyde güven hissi oluşur. İçsel huzur artar. Bağ kurabilme kapasitesi artar.
Regülasyon bütünsel denge üzerinde oldukça etkilidir.
Sinir Sistemi Disregülasyonu
Sinir sistemi regülasyonu nasıl sağlanır?
Sinir sistemi regülasyonu için nefes egzersizleri, topraklanma teknikleri, bedensel hareketler, beden odaklı çalışmalar, mindfulness ve bilinçli farkındalık, sosyal bağlantı, uyku ve günlük rutinler faydalıdır.
Sinir sistemi regülasyonu ne değildir?
Sinir sistemi regülasyonu her durumda her zaman sakin kalmak anlamına gelmez. Gerçek bir regülasyon tehdit anında harekete geçebilme, tehdit geçtikten sonra da sakinleşebilme kabiliyetidir.
Gerçek regülasyona ulaşmış kişiler öfke, korku gibi yoğun duygularla baş edebilir. Bedensel bütünlüğünü koruyarak hareket edebilir. Esnek ve uyumlu kalabilir. Gerçek regülasyonda hayatın iniş çıkışları arasında denge kurabilme becerisi gelişir.
Düzenli sinir sistemine sahip bireyde daha az stres, daha fazla dayanıklılık, daha sağlıklı bir zihin ve beden yapısı gözlenir.
Disregülasyondan çıkabilmek için belli egzersizler yapılabilir. Bu alanda eğitimler alınabilir. Regülasyonu öğrenmek için birey online ya da yüz yüze çalışmalara katılabilir.
Mindfulness ile bilinçli farkındalığı yükselterek, anda kalma deneyimlerinizi artırmak mümkün . Peki online mindfulness eğitimi olur mu, bu eğitimi alırsanız işe yarar mı? detaylı cevapları bu yazımızda bulabilirsiniz.
Online mindfulness nedir?
Mindfulness son yıllarda hem psikoloji hem kişisel gelişim alanlarında en çok konuşulan kavramlardan biridir. Bilinçli farkındalık olarak da açıklanabilir. Mindfulness tekniklerinin uygulanması bilinçli farkındalığın gelişmesinde, kalıcı ve etkili sonuçlar alınmasında çok faydalıdır.
Mindfulness online yapılır mı?
Online eğitimlerle bir rehber önderliğinde mindfulness yapılabilir ve etkili sonuçlar alınabilir.
Mindfulness ile dikkat, farkındalık, anda kalma pratikleri yapılırken; fiziksel olarak aynı ortamda bulunma zorunluluğu yoktur. Online eğitimler, canlı oturumlar ya da videolar ile rahatlıkla mindfulness yapılabilir. Üstelik online mindfulness eğitimleri yüz yüze eğitimlere kıyasla çok daha fazla zaman ve para tasarrufu yapmanızı sağlar.
Online mindfulnessın avantajları nelerdir?
Yüz yüze eğitimde olmanın kendine has pek çok avantajı olduğu gibi online mindfulness yapmanın da pek çok avantajı vardır.
Online mindfulnessın artıları:
Mekan ve zamandan bağımsızdır.
Video kayıtları tekrar tekrar izlenebilir.
Düşük maliyetlidir.
Ev konforunda pratikler yapılabilir.
Mindfulness etkinliklerinde önemli olan pratikleri düzenli olarak yapmaktır. Online programlar düzenli yapıldığı takdirde yüz yüze programlar kadar etkili olur.
Mindfulness meditasyon mudur?
Mindfulness bir meditasyon çeşidi değildir; ancak meditasyonun temelini oluşturur. Mindfulness şimdiki ana bilinçli ve yargısız dikkat verme becerisini geliştirir. Meditasyonzihinsel pratiklerin genel adıdır. Mindfulness günlük yaşamda da uygulanabilir. Örneğin mindful yürümek, mindful yemek yemek…
Mindfulness uygulamaları nelerdir?
Dünya genelinde milyonlarca kişiye ulaşan popüler mindfulness etkinlikleri uygulamaları vardır.
Mindfulness uygulamaları sırasında rehberli mindfulness meditasyonları, nefes egzersizleri, uyku meditasyonları, stres azaltma programları yapılır.
Online mindfulness eğitimini kimler alabilir?
Mindfulness eğitimini; anda kalmayı başarmak isteyen, stres yönetimi sorunu yaşayan, anksiyete ile baş etmekte güçlük çeken herkes alabilir.
Online mindfulness eğitimini:
Kaygılı kişiler,
Yoğun stres altında olanlar,
Kısıtlı zaman ve uzun mesafeler nedeniyle yüz yüze eğitimlere katılamayacak olanlar,
Liderler, yöneticiler,
Sınav kaygısı yaşayan öğrenciler,
Bilinçli farkındalığı edinmek isteyenler,
Ciddi sağlık sorunlarının yarattığı stresi hafifletmek isteyenler,
Kişisel gelişimle ilgilenenler alabilir.
Online mindfulness ücretsiz mi?
Online mindfulness eğitimleri bazı platformlarda ücretsiz olabilir ancak ücretsiz eğitimlerde canlı bağlantı yapılamayabilir, tüm detaylar öğretilmeyebilir ve en önemlisi sürdürülebilirlik pek de mümkün olmayabilir. Online anda kalma eğitimini ücretli olarak alıp bir rehber eşliğinde eğitimleri tamamlamak daha faydalı olabilir. Makul ücretli bilinçli farkındalık eğitimleriyle canlı mindfulness etkinliklerine katılabilir, video kayıtlarını istediğiniz zaman izleyebilirsiniz.
Online mindfulness’a başlamak mantıklı mı?
Yoğun bir tempoya sahipseniz, yüz yüze eğitimlere katılamayacak kadar uzak mesafede oturuyorsanız, çalışma saatleriniz nedeniyle yüz yüze eğitimlerle uyumlu boşluklar yaratamıyorsanız ya da evinizin konforundan ayrılmak istemiyorsanız; online mindfulness eğitimlerine başlamak oldukça mantıklıdır.
Online eğitimler pratiktir, kolay ulaşılabilir, bilimsel temellidir, sürdürülebilirdir, daha düşük maliyetlidir ve tekrar tekrar izlenebilir.
Online mindfulness, ulaşım ve zaman planlaması sorunları yaşanmasına engel olur. Mindfulness için önemli olan eğitimin online ya da yüz yüze olması değil pratiklerin düzenli olarak yapılmasıdır.
Mindfulness’ın kurucusu kimdir?
Budist öğretilerden temel alan mindfulness modern psikolojiye ve bilime uyarlanmıştır. Kurucusu Jon Kabat Zinn’dir.
Online mindfulness anksiyete iyi gelir mi?
Düzenli pratikler yapıldığında online mindfulness anksiyete iyi gelebilir. Yapılan pratikler kalp atış hızını düzenlemede, nefes kontrolünü sağlamada, kortizol seviyesini düşürmede, aşırı düşünmeyi (overthinking) azaltmada etkili olabilir.
Mindfulness hangi dine aittir?
Budizm etkileri olsa da mindfulness pratikleri herhangi bir dine ait değildir. Mindfulness kurucusu Jon Kabat Zinn tarafından dini bağlamlardan çıkarılarak seküler ve bilimsel bir yaklaşımla evrilmiştir ve dini yönü yoktur.
Online mindfulness günlük hayatta nasıl uygulanabilir?
Mindfulness’ın en önemli özelliklerinden birisi günlük hayatta da uygulanabiliyor oluşudur. Pratikleri düzenli yapan biri mindful yürüyüşler yapılabilir, yemek yeme alışkanlıkları geliştirebilir. İş yerinde yemek molasına çıkarken yürünen kısa mesafede dahi mindful yürüyüş yapmak mümkündür.
Dijital dünyaya bilinçli farkındalıkla bakmayı sağlar. Bireyin bulunduğu her ortamda bilinçli nefes molaları vermesine olanak tanır. Mindfulness ile birey otomatik pilotta yaşamaktan çıkar, hayatını farkındalıklarla güzelleştirir.
Online mindfulness ne kadar sürede etki gösterir?
Mindfulness uygulamalarında önemli olan pratiklerin düzenli yapılmasıdır. Birçok kişi ilk uygulamadan itibaren gevşeme hissi oluştuğunu belirtir. İlk 15 günde zihinsel sakinlik artabilir. 1-2 ay içinde anksiyete seviyesinde belirgin azalma görülebilir. Haftada bir yapılan uzun bir meditasyon yerine her gün 10 dakika yapılan mindfulness pratikleri daha etkili sonuçlar alınmasını sağlayabilir.
Meditasyon zihni sakinleştirmek, farkındalığı artırmak, anksiyete ve stresi azaltmak için uygulanan kadim bilgeliğe dayanan pratiklerden oluşur. Teknoloji çağında meditasyon dijital ortamlara da taşınarak herkesin evine kadar ulaşmıştır.
Online meditasyon nedir?
Online meditasyon internet aracılığıyla canlı ya da kayıtlı meditasyon seanslarına katılma yöntemidir. Günümüzde pek çok eğitim online olarak alınabilmektedir.
Online meditasyon için video uygulamaları, mobil uygulamalar, canlı bağlantı uygulamaları kullanılabilir. Bu sayede dünyanın farklı yerlerindeki insanlar aynı meditasyonu yapma şansına sahip olur. Bunun yanı sıra düzenli olarak yapıldığında online meditasyonların yüz yüze meditasyonlar kadar faydasını gören çok sayıda insan vardır.
Meditasyon ile mindfulness arasındaki fark nedir?
Meditasyon ile mindfulness (bilinçli farkındalık) benzer görünen farklı uygulamalardır.
Meditasyon: Bireyin zihnini sakinleştirmek ve odaklanma becerisini geliştirmek için belirli bir süre ayrılarak (örneğin 10–20 dakika) yapılan bir uygulamadır.
Mindfulness: Anda olanı yargısızca fark etme, anın bilinçli farkındalığı, duygu ve düşünceleri adeta izleme halidir. Mindfulness günlük hayatın her anında uygulanabilir ve süre şartı yoktur.
Meditasyon bir pratik, mindfulnessise bir zihinsel durum/yaşam yaklaşımıdır.
Online meditasyon işe yarar mı?
Online meditasyon, düzenli uygulandığında yüz yüze meditasyon kadar etkili olabilir. Meditasyonda amaç kişinin odağını kendine çevirmek, farkındalığını artırmaktır. Düzenli yapıldığında online meditasyon pek çok kişide stresi azaltır. Kaygıyı düşürür, uyku kalitesini artırır, dikkat süresini uzatır ve duygusal dengeyi geliştirir.
Meditasyonda önemli olan aynı ortamda bulunmak değil, odaklanmaktır.
Online meditasyonun artıları
Online meditasyon pek çok kişinin ev konforunda, istediği zaman diliminde meditasyon yapabilmesini sağlar. Online meditasyon eğitimleri almanın en belirgin avantajları şunlardır:
Evden çıkmadan meditasyon yapılabilir.
Kayıtlı videolar sayesinde meditasyon zamanını kişi kendi belirleyebilir.
Online meditasyonda rehberli anlatımlar bulunur. Bu, yeni başlayanların düzenli uygulamalar yapmasına yardımcı olur.
Videoları tekrar tekrar izleme şansı olduğu için sonuçlar bazı kişilerde yüz yüze meditasyondan daha başarılı olabilir.
Online meditasyonlar genellikle daha uygun maliyetlidir.
Online meditasyona başlamak mantıklı mı?
Yoğun tempoda yaşayanlar için online meditasyon kesinlikle çok mantıklıdır. Bu sayede birey hızla akıp giden hayatın içerisinde farkındalıklarını geliştirebilir, stresini azaltıp anksiyetesini yönetmede daha başarılı olabilir.
Online meditasyon ücretsiz mi?
Online meditasyonların bir kısmı ücretsiz platformlarda yayınlanır ancak genellikle bu platformlarda meditasyonu 8 hafta boyunca düzenli sürdürmek zor olabilir. Online meditasyonu ücretli olarak alıp bir rehber eşliğinde sürdürmek daha faydalı olabilir. Bu sayede birey canlı meditasyon etkinliklerine katılmanın yanı sıra video kayıtlarını da istediği zaman izleyebilir.
Günlük online meditasyon nasıl yapılır?
Online meditasyon sürecine, işinin ehli bireylerin rehberliğinde başlamak daha sağlıklıdır. Deneyimli eğitici meditasyonu adım adım anlatır. Meditasyon rehber eşliğinde öğrenilir.
Günlük meditasyon yaparken genellikle sessiz bir ortamda, rahat bir pozisyonda nefese odaklanılır. Bu sırada zihinde canlanan düşüncelerin farkında olunur. Düşüncelere müdahale edilmez ve yeniden nefese odaklanılır.
Her gün meditasyon yaparsam ne olur?
Günlük meditasyon alışkanlığı kazanmış kişilerde genellikle şu değişimler görülür:
Daha az stres
Daha iyi odaklanma
Karar verme becerisinde gelişme
Daha iyi uyku
Duygusal açıdan daha fazla dayanıklılık
Online meditasyon günün hangi saatinde yapılmalı?
Meditasyon yapmak için herkese uygun ideal bir zaman dilimi belirlemek mümkün değildir. Herkes parmak izi gibi özeldir ve her bireyin ideal meditasyon saati farklı olabilir.
Meditasyon yaparken her gün aynı saatte yapmaya çalışmak, alışkanlık kazanmayı kolaylaştırır. Birey günlük yaşantısını gözden geçirerek isterse günün ilk saatlerinde isterse günün son saatlerinde meditasyon yapabilir.
Sabah meditasyonun faydaları
Günün ilk saatlerinde yapılan sabah meditasyonları genellikle enerjik hissettirir. Zihni güne hazırlar.
Akşam saatlerinde yapılan meditasyonun faydaları
Bireyin gün boyu biriken stresini azaltmasına yardımcı olur, uyku kalitesini artırır.
Online meditasyon ne zaman etkisini gösterir?
Meditasyonun online ya da yüz yüze olması etkisini göstermesi açısından bir değişikliğe yol açmaz.
Düzenli meditasyon yapmaya başlanıldığında etkiler genellikle şu şekilde görülür:
İlk seansta gevşeme hissi görülebilir. Bir hafta düzenli meditasyonda duygusal farkındalığın artabilir. 2-4 hafta düzenli meditasyon; stres yönetiminde belirgin iyileşme sağlayabilir. 8 hafta ve daha üstü sürelerde düzenli meditasyon, kalıcı zihinsel değişimler oluşmasına destek olur.
En az 8 haftalık düzenli meditasyon programlarıyla etkili sonuçlar alınabilir.
Kitap kronik mutsuzluk yaşayan bir kadının başarılı ama mutsuz hikayesini ele alıyor. Kahramanın zihinsel dönüşümünü detaylarıyla işliyor.
Didem Ergin “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer”de ne anlatıyor?
Roman kahramanı Deniz içsel hırçınlığını tüm ilişkilerine yansıtır. Kendini sürekli eleştirir, mükemmeliyetçi bir tavırla hareket eder ve kontrol edemediği duygularının neticesinde öfke patlamaları yaşar.
Ailesi tutucu ve ataerkil bir yapıdadır. Yaşadığı aile baskısı, aldığı yaralarla bu durumdan kurtulmak için tek çarenin şehir dışına çıkmak olduğunu düşünür. Var olma savaşı verirken kendisine karşı anlayışlı ve şefkatli davranmayı da unutur. Var olduğunu ispatlamaya çalışırken en çok kendine yabancılaşır.
Deniz, roman boyunca karşısına çıkan zorlayıcı her ne deneyim varsa -buna yeni bir anneyken aldığı kanser teşhisi de dahil- kendini hatalı bulmak yerine, öz kabulü ve şefkati seçer. Böylece zihinsel olarak metanetli olmayı öğrenir. Nitekim şefkat bir zayıflık göstergesi değil, tam aksine bizi dayanıklı ve esnek kılan bir zihin pratiğidir.
Sürekli konuşan iç sesi ona utanç ve değersizlik aşılar.
Toplumdaki pek çok insanın yaşadığı bu hisleri, baskıları, mükemmel olma çabalarını, öfke patlamalarını tüm bunların neticesinde başarılı ama mutsuz kadını ele alır. Kitap Deniz’in yaşam yolculuğunda bu sorunları yaşayan herkese rehberlik etmek ümidiyle kaleme alınmıştır. Çıkış yollarının aranması, öz şefkatin oluşturulması, öz kabulün sağlanması, sürekli konuştuğu için insanı uyutmayan zihnin sakinleştirilebilmesi adına çeşitli yol haritaları sunar.
Öz şefkatle değişim ve dönüşüm arayışında olan herkese “Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer” eşlik eder.
Hayata ve kendinize bakışınızı değiştirmek, kendinizi bütün yönlerinizle kabul edip yolunuzu çizmek, sürekli kendinizi eleştirmekten kurtulmak istiyorsanız mindfulness, yoga, 360 derece öz şefkat , terapi gibi eğitimler ve destekler alabilirsiniz. Bir şefkat elçisinin kaleminden ele alınmış bu öz şefkat romanını okuyabilirsiniz.
Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de konu ne?
Roman mükemmeliyetçi, eleştirel iç sesiyle mutluluğa erişemeyen Deniz’in kendini sorgulaması, değişmek istemesi, yaşadığı ızdıraplardan kurtulma çabasını ve bunun için çeşitli yöntemler aramasını ele alır.
Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de Deniz bir noktada artık iç kritik sesinden kurtulmayı ya da değişmeyi istemek yerine, acılarının onu nasıl şekillendirdiğini görmeye başlar. Bu iç görü ve kendisiyle koşulsuz dost olma çabası sayesinde dönüşüm yolculuğunu başlatır. Tıpkı Carl Rogers’ın dediği gibi, “Tuhaf bir paradokstur ki, değişim ancak kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde başlar.”
Utanç-değersizlik hissiyle nasıl başa çıkacağız, kendimizle nasıl dost olacağız, bu gerçekten mümkün mü? Bu sorular pek çoğumuzun zihninde döner durur. Tibet Budizm’inin Amerika’da önde gelen ustalarından Pema Chödrön’ün dediği gibi; kendimizle dost olmayı (maitri) hemen şimdi öğrenmeli ve pratik etmeliyiz.
Derinleşen içsel anlayış sayesinde beğenmediğimiz ve kurtulmak istediğimiz o yanlarımızı anlamaya başlarız.
Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer kitabının kahramanı kim?
Romanın ana kahramanı Deniz’dir; çevresindeki kişiler de hikâyeyi şekillendiren karakterler arasında yer alır.
Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer bir öz şefkat romanı
Didem Ergin’in kaleme aldığı bu kitap kahramanı; mükemmeliyetçilik, eleştirel iç ses, hayatın anlamsızlığı karmaşasında kalmış mutsuz biridir. Deniz öz şefkati içselleştirir ve zihinsel dönüşüm yaşar. Bu kitap tam anlamıyla bir öz şefkat romanıdır.
Yazarın kaleminden Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer ne anlatıyor?
Manevi yolculuğumuzda ilerledikçe görürüz ki bu evrende hissedebilen her canlı acı çeker. Değerli üstad Thich Nhat Hanh’ın belirttiği üzere, “Çamur yoksa nilüfer de yoktur.” Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer romanına ismini veren metafor da buradan gelir.
Nilüfer bitkisi çamurlu sularda yetişir, onlardan beslenir ve mis gibi kokan çiçekler açar. İşte çamuru mis gibi bir çiçeğe dönüştürme kapasitesine sahip olan bu bitki gibi bizler de acılarımızdan kaçmak yerine, onları şefkatle sarıp sarmalamayı öğrenebiliriz yeter ki kendimizi yarı yolda bırakmayalım. Böylelikle hayatta önümüze çıkan tüm zorluklar (kanser, boşanmak, ölüm de buna dahil) zihinsel dönüşümün ve manevi uyanışın birer yakıtı olabilir.
“Ne yaparsam yapayım zihnimdeki eleştirel ses susmuyor. Bana sürekli olarak ne kadar yetersiz, başarısız, çirkin olduğumu tekrar edip duran o sesten artık kurtulmak istiyorum.” Bu ve buna benzer cümleler kuran yüzlerce kadınla birebir çalışma ayrıcalığım oldu. Hayatın içinden geçerken söz konusu iç kritik ses bize o kadar çok ızdırap veriyor ki, biraz olsun sussun diye çırpınıp duruyoruz. Çoğu zaman bizde bir hata varmış gibi hissettiren, boynumuza ağırlık yapıp başımızı önümüze eğdiren kronik bir utanç ve değersizlik hissi de bu sese eşlik ediyor.
Maalesef Deniz gibi var olma savaşı veren bizler için “kendimize anlayış ve şefkat göstermek” çok sonradan duyduğumuz (hatta belki hiç duymadığımız) kavramlar. Yani en çok kendimize yabancıyız bu hayatta.
Zihnimizin getirdiği bu ızdıraplarda ortak olduğumuzu, yalnız olmadığımızı bilmek tuhaf bir şekilde hepimize iyi geliyor.
İşte tüm bu soruları, bir öz şefkat romanı olarak kaleme aldığım Elbet Açacak İçimdeki Nilüfer’de ana kahramanımız Deniz de kendisine sorup duruyor. Onunla birlikte sorularınıza cevap bulmanız dileğiyle.
Sürekli kendini eleştirmek neden? Zihnimizdeki sesin, yaptığı tüm eleştirileri doğru kabul ediyoruz. Bu sesin her dediğine inanıp kendimizi hırpalıyoruz. Sonra bir bakıyoruz ki yaşamın her alanında hem mutsuz hem de tatminsiz insanlar olup çıkıvermişiz.
Her yaptığımızı eleştiren, arka planda bıdı bıdı sürekli konuşan “Bu memnuniyetsiz ses nereden geliyor?” Bu ses yüzünden adeta kendi derimizin içinde rahat değiliz. Sürekli bizi eleştiren ses konuşuyor biz dinliyoruz. Böyle böyle koca bir ömür geçiyor. Ölüm döşeğindeyken de “Keşke kendime bu derece düşman olmasaydım.” derken buluyoruz kendimizi. Maalesef kendi kendini sürekli eleştirmekten kurtulamayan bireyler olarak hayattan doyum almaya da mutlu olmaya da geç kalıyoruz.
Neden sürekli kendimi yargılıyorum?
Sürekli kendimizi yargılamamızın nedeni, yargılayıcı ebeveynle büyümek ve artık ebeveynlerimiz olmasa da yargılama işine sahip çıkmamızdır. Eleştirel iç sesimizle kendi kendimizin yargılayıcı ebeveyni olmaktan kaynaklanıyor olabilir.
Kendimize katı davranarak hatalarımızı, yaşanmışlıklarımızı kabul edip kucaklamadan mükemmel olmaya çalışıyoruz.
Değişip “kötü huylarımızdan” kurtulmak istiyoruz. Fakat değiştirmek istediğimiz bu beden, zihin, kalp neler yaşadı, öncelikle buraya bir dönüp bakma ihtiyacı duymuyoruz. Tıpkı yeni çıkan bir telefon görünce, daha üst versiyonunu elde etmek için yanıp tutuşmamız gibi. Eski versiyonumuzla “daha üst/yeni versiyonumuzu” değiştirme konusunda takıntılı olmaya başlıyoruz. İhtiyacımız olan şey daha iyi bir versiyonumuzu elde etmek değil. Kendimize bir eşya gibi hoyratça davranmayı bırakmak.
İşte tam burada şefkatin tanımını devreye sokmak istiyorum: “Şefkat, kendimizin ve başkalarının zorlanmalarına, acılarına hassasiyet ve bu zorlanmayı engellemek/dindirmek/azaltmak için eyleme geçme motivasyonu hissetmektir.” (Dr. Paul Gilbert) Öz şefkatı öğrenip, kendimizi kabul ettiğimizde sürekli kendimizi yargılamayı da bırakırız.
İnsan neden sürekli kendini eleştirir?
Eleştirel ebeveyn ile büyümenin sonucunda başkası tarafından eleştiri almamak için insan kendini sürekli eleştirebilir. Bu görüldüğü üzere bir kendini koruma tutumudur.
Eleştirilmiş çocuğun acısını, derinlere bakarak görmeye başladığımızda, bu dahiyane içsel savunma mekanizmamızın önünde saygıyla eğilmek gerekir. Bu savunma mekanizmasını bireyin başkaları tarafından incitilmesini önlemek isterken kendine karşı yargılayıcı, sivri dilli, mükemmeliyetçi bir hal sergiler. Bu hal hayatı yaşamayı zorlaştırır, anda kalmaya engel olur, adeta ağzınızın tadını kaçırır.
Sürekli kendini eleştirmek
Sürekli kendi kendini eleştirmek, tüm detaylara takılmak ve bütünü görememek anlamına gelir. Kişi kendiyle, yaşantısıyla, ailesiyle barışamaz. Her zaman her yerde başarısızlık, eksiklik ve mutsuzluk yaşar.
Neden kendime karşı bu kadar katıyım?
Kendimize karşı bu kadar katı olma nedenlerimizi içimize bakarak bulmalıyız. Mutlu yaşayabilmek için hayatımızda kendimize yer açmalıyız. İçimizdeki eleştirilerek büyütülmüş çocuğa, sonsuz şükran hissi ve şefkat dolu bir yetişkin olarak bakmalıyız. “Neden sürekli kendimi eleştiriyorum?” yakınmalarından sıyrılmalıyız. Zihnimizde bizi sürekli eleştiren sese “Beni korumak için ne kadar çok çalıştığının farkındayım. Bu derece zor bir işi senelerdir yaptığın için sana minnettarım. Ancak ben artık bir yetişkinim ve başkalarının eleştirilerini kaldırabilecek olgunluktayım. Beni bu kadar eleştirmeyi bırak.” demeliyiz.
Neden sürekli kendimi eksik ve yetersiz hissediyorum?
Kendimizi eksik ve yetersiz hissetmemize yetiştirildiğimiz ortam neden olmuş olabilir. Başkaları tarafından incitilmemek için tüm eksiklerimizi kapatmaya çalışıyor, her alanda üst düzey başarı sergilemeye çaba sarf ediyor olabiliriz. Oysa dış dünyanın etkilerinden korunmak için kendimizi bu kadar eleştirmemize gerek yok. Bu kadar çabalamaya gerek yok. Enerjimizi emen bu durumdan kurtulmak için gücümüzün farkına varıp, iç sesimize teşekkür ederek eleştiren, yetersiz ve eksik hissettiren sesi kısmaya ihtiyacımız var. Öz kabule ulaşmalıyız.
Öz kabul, sizi siz yapan her şeye şükran ve anlayış sunar. Çok konuşan söz konusu yanlarımızı bir parça yumuşatır ve zihnimizin dönüşmesini sağlar. Ne kadar çok öz şefkat, öz kabul pratiği yaparsak, eleştirel sesimizi susturmak o kadar kolaylaşır.
Kendimi eleştirmemek, öz şefkate ulaşmak için hangi sorulara cevap bulmalıyım?
Derimizin içinde rahat edebilmek, hayatımıza yerleşebilmek için öz şefkat, öz kabul şarttır. Bu kitaplar okuyarak, çeşitli eğitimler alarak düzenli tekrarlar yapılarak elde edilebilir.
Kendimi eleştirmemek, öz şefkate ulaşmak için hangi sorulara cevap bulmalıyım?
Bedenimizde ikamet eden benliğin yaraları neler?
Benliğimiz nerelerde zorlandı/zorlanıyor?
Ne gibi acıları halen kalbimizde taşıyoruz?
Daha bütün hissetmek için neye ihtiyacımız var?
Bu sorulara cevap aramaktan çok korkuyoruz. Acımızın gözlerinin içine bakıp onu gerçekten bir bütün olarak görmeden, yani kendimize tüm kırılganlığımızla tanıklık etmeden kalbimizde öz şefkatin uyanmaya başlaması bir hayli zor. Kendimizi bir bütün olarak kabul edip acı çeken bir çocuğu sakinleştirir gibi hareket etmeliyiz.
Kendimize yarenlik etme halini, zihnimizde pratiklediğimizde şefkat doğal bir akışta kalbimizde uyanmaya başlar. Kendimizin ve yaşayan diğer tüm canlıların acısına karşı duyarlı bir hal almaya başlıyoruz. Kalbimiz açılmaya başlıyor ve adeta tüm dünya kalbimize sığabilecekmiş gibi hissediyoruz. Ve inanın bana bu bir zafiyet değil; bu duyarlılık, bir hediye hatta bir metanet kaynağı. İşte buna öz kabul diyoruz ve öz kabul sayesinde önceden istemediğimiz yanlarımızı bile anlamaya başlıyoruz.
Sevmediğiniz, kızgın olduğunuz kişilerden nefret eder, o kişileri dinlemek istemezsiniz. Size oldukça radikal bir şey yazdığımın farkındayım. Diyorum ki; bizi üzen, öfkelendiren, canımızı yakan her ne varsa onlara bir adım daha yaklaşıp derinliklerine bakalım. Acımıza hak ettiği saygıyı gösterirken, bu zorlayıcı deneyimin bedenimizde uyandırdığı duyumlardan kaçmayalım ya da duruma sımsıkı yapışıp hikâyeyle özdeşleşmeyelim.
Köklerini Budizm’den alan meşhur mindfulness öğretisiyle (Pali dilinde sati) bilişsel hikayemizden bir adım geri atabiliriz. Bu hikayemizi bir adım geriden seyredebilmemizi sağlar. Mindfulness (bilinçli farkındalık öğretisi) bizi bilişsel hikayelerimizi anımsamaya davet eder. Sati kelimesinin kökü anımsamaktır. Zihnin içeriğini anımsar, şimdiki anın içine yerleşir ve mevcut olmayı deneyimler.
Tüm sadeliğiyle ve samimiyetinizle kendinize, “Seni görüyorum. Seninleyim. Canının ne kadar yandığının farkındayım.” demeyi deneyin. Tıpkı gerçekten canı acıyan bir çocuğa eşlik eder gibi kendine eşlik ettiğinde neler neler olur?
Eleştirilerek büyüyen çocuğun mükemmeliyetçiliği
Çocukken eleştirel ebeveynle büyüdüysek, mükemmeliyetçilik olgusu “Bizi kimse bir daha eleştiremesin.” diye yarattığımız içsel bir savunma mekanizmasındır.
Şefkatle durup baktığımızda şunu görürüz: Eğer kendimizi yeterince eleştirirsek, her şeyi dört dörtlük yaparız ve böylece hiç kimse bizi eleştiremez. Eleştirilerle çocukken canımızı yakmışlardır. “Yeterince mükemmel olursak bir daha kimse canımızı yakamaz, kalbimizi kıramaz. Elimizin değdiği her şey o kadar mükemmel olmalıdır ki hiç kimse eleştirilebilecek bir nokta bulamamalıdır.” düşüncesi yerleşir. Eleştirilerek büyüyen çocuğun mükemmeliyetçiliği genellikle bu şekilde oluşur.
Öz şefkat, insanın kendine anlayışla yaklaşması demek. Hata yaptığında ya da zor bir dönemden geçtiğinde kendini suçlamak yerine, bir arkadaşına göstereceğin yumuşaklıkla davranmak. “Herkesin zor anları olur, ben de insanım.” diyebilmek aslında öz şefkatin özü.
Bu, kendini pohpohlamak değil, tam tersine gerçekçi ama nazik bir bakış açısına sahip olmaktır. Böyle olunca kişi hem duygusal olarak daha dengede olur hem de hatalarından daha kolay ders çıkarır. Çünkü kendine sert davranmak değil, şefkatle yaklaşmak gelişimi hızlandırır.
Öz şefkat ne değildir?
Öz şefkat çoğu zaman yanlış anlaşılır. Birçok kişi bunu kendine acımak, tembellik etmek ya da bahane üretmek gibi görür. Aslında tam tersi bir durum söz konusudur. Öz şefkat, yaşanan zorlukları inkâr etmek değil, onları fark edip ‘Evet şu an zorlanıyorum ama bu da geçecek.’ diyebilmektir. Bu bir güçsüzlük değil, duygusal olgunluğun göstergesidir.
Ayrıca öz şefkat bencillik anlamına da gelmez. Kendine iyi davranmak, başkalarını önemsememek değildir. Tam tersine, kendi duygularına saygı duyan biri başkalarının duygularına da daha duyarlı olur. Öz şefkatte amaç kendini pohpohlamak değil, insan olmanın kusurlu ama değerli yanını kabul etmektir. Bu farkı anlayan biri hem kendine hem çevresine çok daha yumuşak bir gözle bakar.
Öz şefkat kavramı nedir?
Öz şefkat, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi daha yumuşak, anlayışlı ve insancıl hale getirmesidir. Hata yaptığında ya da zor bir dönem yaşadığında, kendini eleştirmek yerine destekleyici bir iç sesle yaklaşmak demektir. “Ben de insanım, herkes gibi bazen tökezleyebilirim.” diyebilmek öz şefkatin en doğal halidir.
Bu kavramın temeli, kendini yargılamak yerine kabullenmeye dayanır. Çünkü kendine sert davranmak insanı motive etmez, tam tersine içsel baskıyı artırır. Öz şefkat geliştikçe kişi duygularını daha kolay kabul eder, stresle daha iyi başa çıkar ve yaşamın iniş çıkışlarına karşı daha güçlü hale gelir.
Öz şefkat eksikliği nedir?
Öz şefkat eksikliği, kişinin kendine karşı fazla sert, eleştirel ve anlayışsız olmasıdır. Böyle insanlar hata yaptığında kendini affetmekte zorlanır, sürekli ‘Yetersizim’ ya da ‘Başaramadım’ düşüncelerine kapılır. Küçük bir hatada bile büyük bir suçluluk hissi yaşarlar çünkü iç sesleri genelde yargılayıcıdır.
Bu durum çoğu zaman çocukluktan gelir. Sürekli eleştirilen, hata yapmaktan korkutulan ya da sevgiyi sadece başarılı olduğunda gören kişilerde öz şefkat eksikliği gelişebilir.
Öz şefkatimin eksik olduğunu nasıl anlarım?
Öz şefkat eksikliği belirtileri arasında aşırı mükemmeliyetçilik, kendini değersiz hissetme, başkalarıyla sık sık kıyas yapma ve duygularını bastırma görülür.
Zamanla bu durum kişiyi yorar, özgüveni zedeler ve ilişkilerinde de mesafe yaratır. Öz şefkatin eksikliği, içsel bir sertlik gibidir; kişi başkalarına anlayışlı olurken kendine aynı nazikliği gösteremez. Bu fark edildiğinde, yavaş yavaş iç sesi değiştirmek ve kendine biraz daha anlayışla yaklaşmak iyileşmenin ilk adımı olur.
Öz şefkat eksikliği nasıl giderilir? Kendime nasıl daha şefkatli davranabilirim?
Öz şefkat eksikliğini gidermek aslında küçük ama fark yaratan adımlarla mümkün. Öncelikle insanın kendiyle nasıl konuştuğunu fark etmesi gerekiyor. ‘Yine beceremedim.’ demek yerine ‘Elimden geleni yaptım.’ diyebilmek, o sert iç sesi biraz yumuşatır. Bu bile büyük bir değişim yaratır.
Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamamak da çok önemli. Herkesin hayatı, şartı, gücü farklı. Bunu kabul etmek insanı rahatlatır. Geçmişte yapılan hataları sürekli düşünmek yerine, ‘O an elimden gelen buydu.’ diyebilmek de şefkatli bir bakış açısıdır.
Biraz durup nefes almak, kısa bir yürüyüş yapmak, duygusal farkındalık egzersizleri yapmak, mindfulness tekniklerini uygulamak, sevilen şeylerle vakit geçirmek bile öz şefkati besler. Çünkü kendine iyi davranmak sadece düşünceyle değil, küçük davranışlarla da olur. Bunu ne kadar sık yaparsan, kendine anlayış göstermek o kadar doğal hale gelir.
Öz şefkat nasıl kazanılır?
Öz şefkatini artırmak istiyorsan şu basit adımları uygulamak çok işine yarayacak:
Hata yaptığında hemen kendini eleştirme, biraz anlayışlı ol.
Kendine nasıl konuştuğuna dikkat et, daha nazik bir dil seç.
Başkalarının hayatına bakıp kıyas yapma, herkesin temposu farklı.
Mükemmel olmaya çalışma, bazen yeterince iyi olmak da güzeldir.
Gün içinde küçük molalar ver, nefes al, sakinleş.
Geçmişte olanları sürekli düşünme, orada takılı kalma.
Ne hissediyorsan onu bastırma, sadece duygularını fark et ve geçmesine izin ver.
Yemeğine, uykuna, bedenine biraz daha özen göster.
Zorlandığında kendine ‘Elimden geleni yapıyorum.’ demeyi alışkanlık haline getir.
Her gün kısa bir süre sessiz kal, sadece nefesine odaklan. Bu bile sana iyi gelir.
Öz şefkat nasıl geliştirilir?
Öz şefkat, bir anda oluşan bir şey değildir, küçük alışkanlıklarla gelişir. Kendine zaman tanımak, duygularını bastırmadan fark etmek ve biraz anlayış göstermek, öz şefkati güçlendirir. Düzenli yapılan bu egzersizler zamanla, düşünmeden yapılan doğal bir davranışa dönüşür.
Öz şefkati geliştirmek için online kurslar alınabilir. 360° öz şefkateğitimi birinci ve ikinci modül detayları ile size destek olabilir.
Öz şefkati geliştirmek için yapılabilecekler
Öz şefkati geliştirmek için önce farkındalığı yani mindfulness pratiğini hayatın içine katmak gerekiyor. Çünkü mindfulness ile duygularının farkına varacaksın ve onları bastırmadan gözlemlemeyi öğreneceksin. Mesela stresli bir anda hemen tepki vermek yerine, birkaç derin nefes alıp ‘Şu an ne hissediyorum?’ diye kişinin kendine sorması bile şefkati başlatan önemli bir adımdır.
Bir diğer pratik, nefes farkındalığıdır. Gün içinde birkaç dakika sadece nefese odaklanmak, zihnini sakinleştirecek ve iç sesini yumuşatacaktır. Ayrıca bedensel farkındalık egzersizleri yapmak da şefkatin gelişimine büyük katkı sağlıyor. Bilimsel çalışmalar da bunu destekliyor. Mesela vücudun gergin olduğu yeri fark edip nerede gergin olduğunu fark edip o bölgeyi gevşetmeye çalışmak bedene olduğu kadar zihnine de olumlu etkiler yapacaktır.
Kendini motive edeceğin destek veren cümleler kurmak diğer yol haritan olmalı. ‘Zor bir dönemden geçiyorum ama bu duygular da geçecek.’ demek, hem duyguları kabul etmek hem de kendine anlayış göstermektir. Düzenli yapıldığında bu farkındalık hali, zamanla öz şefkatini güçlendirecektir.
Öz şefkatin bileşenleri nelerdir?
Öz şefkatin aslında üç temel parçası var: Kendine şefkat, ortak insanlık duygusu ve farkındalık.
Kendine şefkat, hata yaptığında ya da zor bir an yaşadığında kendine yüklenmemek demek. ‘Neden böyle oldum?’ demek yerine, ‘herkes bazen hata yapar, ben de insanım’ diyebilmek.
Ortak insanlık duygusu, yaşadığın zorluklarda yalnız olmadığını hatırlamak. Herkesin benzer duygulardan geçtiğini fark ettiğinde, kendine karşı daha yumuşak olursun.
Farkındalık ise o anda ne hissettiğini fark etmek, ama duygunun seni sürüklemesine izin vermemek. Yani hisset, ama içinde kaybolma. Bu üçü birlikte olduğunda, insan hem kendine hem hayata karşı çok daha dengeli ve anlayışlı hale geliyor.
Öz şefkat neden önemli?
Öz şefkat, aslında insanın hayatla daha dengeli bir şekilde baş etmesini sağlar. Zor zamanlarda hemen pes etmek yerine, kendine destek olabilmeyi öğretir. ‘Evet, şu an zorlanıyorum ama bu da mutlaka bitecek.’ diyebilmek, insanın içindeki dayanıklılığı güçlendirir.
Aynı zamanda stres üzerinde de büyük etkisi vardır. Sert, eleştiren bir iç ses yerine, daha anlayışlı bir tutum benimsendiğinde, vücut da zihin de rahatlar. Bu, hem ruhsal hem fiziksel bir gevşeme yaratır.
Kendini sürekli eleştirmek yerine kabul etmeyi öğrenen birinin özgüveni artar. Çünkü kişi artık ‘Yetersizim.’ yerine ‘Ben de değerliyim.’ demeye başlar. Bu fark, hem iç dünyayı hem ilişkileri güzelleştirir. Kendine şefkatli davranan biri, başkalarına da daha yumuşak yaklaşır; anlayış, doğal bir hale gelir.
Öz şefkat aynı zamanda hata yapmanın kötü bir şey olmadığını hatırlatır. Her hata aslında öğrenmenin bir parçasıdır. Bunu fark eden kişi içsel bir huzur yakalar.
Kendine anlayışla yaklaşan biri duygularını daha kolay tanır, ne hissettiğini fark eder ve ona göre hareket eder. Böylece duygusal farkındalığı artar. Duygularını bastırmak yerine kabul etmeyi öğrenir. Kendini sürekli zorlamayı bırakıp ara vermeyi öğrendiğinde ise tükenmişlik hissi azalır.
Ve belki de en güzeli, kıyas duygusunun azalmasıdır. Öz şefkatli biri artık başkalarının başarısına bakıp kendini yetersiz hissetmez. Çünkü bilir ki herkesin yolu farklıdır. Bu da hayata karşı daha pozitif bir bakış kazandırır. Kişi artık kendine savaş açmaz, kendi tarafında durmayı öğrenir.
Öz şefkatli bir insan nasıl davranır?
Öz şefkatli bir insan, önce kendine karşı anlayışlıdır. Hata yaptığında hemen kendini suçlamak yerine, sakinleşip ‘Herkesin böyle anları olur.’ diyebilir. Zor zamanlarda pes etmek yerine, kendine destek olur; dinlenmesi gerekiyorsa dinlenir, duygularını bastırmak yerine kabul eder.
Bu insanlar genelde daha sakin, dengeli ve empatik olurlar. Başkalarının hatalarına da daha yumuşak yaklaşırlar çünkü kendilerine nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmişlerdir. Kıyas yapmak yerine kendi yoluna odaklanır, küçük şeylerden mutlu olmayı bilir.
Kısacası öz şefkatli bir insan, hem kendine hem çevresine iyi davranır. Kusurlarını düşman gibi değil, insan olmanın bir parçası olarak görür ve her durumda kendine biraz anlayış göstermeyi ihmal etmez.
Zihnimizi dönüştürebilmenin bir yolu da bu alanda kendimizi eğitmektir. Kurslar almak, kitaplar okumak, farkındalık kazanmak için şefkat elçisinden destek alın.
Detaylı bilgi için Didem Ergin ile iletişime geçebilirsiniz.
Birlikte Dönüşen Zihin, sadece bir kişisel gelişim kitabı değil… Bu kitap, Pema Chödrön’ün doğrudan öğrencisi, Naropa Üniversitesi mezunu Didem Ergin’in, kadim Budist öğretileri Türkiye’nin kültürel gerçekliğiyle buluşturarak kaleme aldığı bir içsel dönüşüm rehberi.
Farkındalık, meditasyon, şefkat ve acı… Bu kavramları soyut ve ulaşılmaz birer ideal olmaktan çıkarıp, herkesin anlayabileceği, deneyimleyebileceği ve hayatına dahil edebileceği bir yaşam pratiğine dönüştürüyor.
Didem Ergin, zihinle dost olmayı, acıyı anlamayı, kendine ve hayata şefkatle yaklaşmayı sade, samimi ve dönüştürücü bir dille anlatıyor.
Pema Chödrön’ün ilhamını taşıyan bu kitap, zihnin oyunlarını fark etmek, yaşamın zorluklarına berraklık ve dirençle karşılık vermek ve iç huzura giden yolu adım adım keşfetmek isteyen herkese bir davet.
Kendin için. Sevdiklerin için. Zihnin için. Birlikte Dönüşen Zihin şimdi tüm kitapçılarda.